28 Şubat 2009 Cumartesi

cumartesi sabahı

sabah erkenden kalktım geç kalkmama rağmen.
sabah pilatesimi yapamadım. üzüngünüm yetişmem gerekiyordu. şimdide çıkacağım.
akşama film izlemeyi düşünüyorum. hemde arka arkaya ne zamandır izleyemediğğim bir sürü film var elimde. slamdoğ millioner hala izlemek istemiyorum. oscar almasına rağmen. filmde bir iç karartısı var ya çekimlerle alakalı, 2 sefer açtım filmi ama izlemeden vazgeçtim.
wanted'ı izlemek istiyorum. birde rock'n rolla sanırım filmin adı bu çok güzel dediler merak ettim.
daha lost'un yeni sezonunda başlayamadım. zaten topu topu 10 bölümmüş. hepsi bitsin öyle izleyim diyorum. bu arada aldığım bilgilere göre lostun yönetmeni (sanırım yönetmeni, senaristide olabilir.) diziden ayrılmış başka bir dizi çekiyormuş. onada güzel diyorlar. ama henüz adını öğrenemedim. öğrenince yazarım. ama belki siz biliyorsunuzdur.
salı akşam bir aksilik olmazsa ankaraya gideceğim. işler yoğun olacak sanırım ama olsun.
orada olmak güzel.
içimde acayip bir alışveriş yapma isteği var. ama ben bu sene alacak bir şey bulamıyorum.
kıyafetler mi bana göre değil. yoksa gerçekten hiç bir şey yok mu bilmiyorum.
ama evlenecek olmanın etkiside olabilir. almam gereken başka ihtiyaçlar olduğundan kıyamıyorum. sanırım.
bir ev için ne kadar çok ihtiyaç varmış. yeni anlıyorum. oysa bir eve baktığında hiç biri insanın gözüne çarpmıyor. hatta görmüyorsun bile. :)
iyi eğlenceli, bol keyifli cumartesiler diliyorum herkeze...

27 Şubat 2009 Cuma

ev arkadaşlığı

neden bilmiyorum? ama içim sıkılıyor...
insanlar ne kadar farklı farklı, evet insanlar birbirini sevmek zorunda değil, birbirinden hoşlanmak zorundada değil. bunu da kabul edebilirim. ama bir insan inatla gerçekleri görmekten, hayata farklı bakıyorum diyerek, sadece canının istediklerini yapabilir mi?
ben aslında fedakarlık yapıyorum senin için haftasonu kahvaltı hazırlıyorum der mi? ( o kahvaltı hazırlama da ayda -yılda bir). benim hayattan anlayışım bu an, yaşadığımız şu an ilerisini düşünmem ben diyebilir mi? ben kimseye, hiç bir yere bağlılık gösteremem ne demek.
hayatın kuralları, insanların düşünce ve yargıları beni ilgilendirmez. önemli olan benim istediklerim, benim çizdiğim sınırlar nasıl der bir insan.
bu kadar rahat nasıl olur?
evet anlıyorum. hayatta fazla görev ve sorumluluk edinmemiş insanların kendilerini kandırarak mutlu olmaları...
bir insan azıcık tutarlı olur. duyguları sürekli geçiş halinde olmaz. bir öyle düşünüp bir böyle düşünmez. insan rahatsa ve bir bakış açısı varsa bu insandan insana değişmez. insandan insana göre farklı davranıp, herkeze kendini tanıtmak istediği gibi tanıtmaz. 
yada bir insan 2 farklı insanla da görüşüp, 3ü bira arada olduğunda rahatsız olup, gerilmez.
işte böyle...
dünkü evde ki pizza ve aşk-ı memnu birlikteliğinden sonra pijama partisinini aldığı hal bu oldu. konuşmalar, açıklamalar derken konu buraya döndü.
insanın hayatta bir amacı;felsefesi, hedefi,isteği,düşüncesi yok mudur?
tek düşünce yarın ölmeyeceğimi kim söylüyor bu yüzden her anımı istediğim gibi yaşarım.
benim duygularım değişir, çabuk konudan konuya geçerim. bir konuyu çok uzun süre düşünmem. üzüntümde, mutluluğumda çok uzun sürmez.
yaptığım hataları, o an keyif verecekse akşamına tekrar yapabilirim.
işte ev arkadşım böyle biri...
bunlar kendi söyledikleri ve bana şunu diyor. sen çok mantıklı ve kontrollüsün. senin böyle olman beni rahatsız ediyor. diyor
işte bunlar yorumlarınızı bekliyorum.
ben mi anlayamıyorum acaba...

26 Şubat 2009 Perşembe

kar yağıyor her yer bemmbeyaz


sabah uyandığımda her taraf bemmbeyazdı. ve halada yağmaya devam ediyor kar. süperrrr. akşama kar topu, kardan adam yapılabilir. yukarıdaki foto iş yerimdeki odamdan bir kar manzarası sizlerle paylaşmak istedim. günlerdir her yerde kar yağarken bir türlü burada yağmıyordu. ben dört gözle yağsın diye beklerken, ilkokul çocukların kar sevincini hissettim içimde sabah karın yağdığı görünce. insan kaç yaşına gelirse gelsin, o içindeki çocuğu, o içindeki sevinci hiç kaybetmiyor sanırım. evet daha yaşım genç umarım hiç kaybetmem o sevinci ve umarım kimse kaybetmesin. 
böyle karlı bir günde şimdi sıcaık bir kahve ve anne elinden çıkmış kurabiyeler ve güzel bir müzik eşliğinde şu manzarayı izleyebilirdim.
bu akşam kızlar toplanacağız. kız kıza aşkı memnuyu izledikten sonrada, yeni bir film belki pijama partisi bile verebiliriz. ne dersiniz. sizlerde davetlisiniz beklerim

25 Şubat 2009 Çarşamba

arkadaşlık ve dostluk

merhabalar,
bu konu üstüne açıklama yazmayacağım.sadece maviannenin sayfası bence bunu yeterince iyi açıklıyor.
burada yaşayalı 2 sene oldu. her seferinde yeni insanlarla tanışıp, bu sehri bana yaşanası hale getirebilirler mi diye şans verdim. ama hepsi en sonunda bir fire verdi. fire verme nedenleride aynı iş yerinde çalışmamız ve kendi çıkarlarıydı. zor dönemler yaşadım. yılmadım denedim. ama hep aynı sonuçtu. demekki olmayacak dedim. burada yaşayacağım ama demekki çok güveneceğim. canım sıkkın olduğunda paylaşacağım. mutlu anımda, sıkıntılı anımda yanımda olacak birileri olmayacak demekki dedim. kendi kendimize yetmeliyiz demekki dedim. ama hep özendi bir yanım, arkadaşlarımın iş yerindeki dostluklarına, dizilerde aynı yerde çalışan aynı amaç için koşturan insanların dostluklarına özendim. özendim derken, demekki olabiliyor dedim. ama neden olmuyordu ...
aslında uzun bir zaman olmuştu, bizimle çalışmaya başlayalı, hatta ilk tanıştıkların biriydim belkide. hani anlarsın ya, aynıdüşünürsün, keyif aldığın şeyler aynıdır. hadi yapalım dersin hadiii der. işte ilk geldiğinde anlamıştım. ama ilk bir haftadan sonra farklı birimlerde çalıştığımızda çok görüşemedik. taakiii 1 sene geçene kadar... ama hep düşündük, aslında çok benziyor zevkler iyi olabilir, iyi bir arkadaşlık, dostluk yakalanabilir diye... ama kısmet o zamanaymış.
daha ilk görüşmemizde bunu biz dile getirmesekte, partnerlerimiz dile getirdi. çok daha önce olması gereken bir buluşmaydı diyee... evet gerçektende öyleydi.
artık burada zaman daha bir dolu geçiyor. acaba bugun ne yapsak, haftasonu ne yapsak diye geçiyor... hergün nasılsın, ne yaptın diye bir soranın olması, sıcacık bir ses duymak. canın sıkkın olduğunda, bir şeye kızdığında hep orada bir kapın olduğunu bilmenin verdiği his çok güzel.
o gülsemenin sıcaklığı, yanında gerilmeden, konuşmalarına dikkat etmeden, konuşmalarının kullanılacağını hissetmeden. seninle samimi olunmanın arkasında bir çıkar güdülmediğini bilmek ve hissetmek. arkadan konuşulmadığı, açığının aranmadığını hissetmek gerçekten çok güzel.
ne olduğunun, kim olduğunun önemi olmadan, sırf sen olduğun için, yaşamdan ve o andan keyif aldığın için hayatın güzelliklerini ailecek beraber yaşamak istemek.
iyi yada kötü, o güveni hissedebilmek çok güzel.
teşekkürler bize burada bunları yaşattığınız için...
işte böyle dostlarım tabiki sizleride unutmadım. her ne kadar aynı sehirde yaşamasakta, her gün telefonla konuşamasakta, beni düşündüğünüzü bilmek, kalbinizin benimle olduğunu hissetmek, benimde hala sizlere karşı aynı şeyleri hissetmem öyle güzel ki. teşekkürler ebuşum. handanım.
iyi ki varsınız hepiniz.

24 Şubat 2009 Salı

ANNEME

hayat ne kadar zor değil mi? ama zor olduğu kadar keyifli ve güzel...
annelik ne kadar zor değil mi? hayat bu kadar zorken, nasıl bir fedakarlıktır bu. kendi zevklerinden, kendi hayatından, bir şekilde vazgeçiş...kendinden daha fazla çocuğunu düşünmek. bu nasıl bir duygudur. bu kadar egoya sahip insanoğlu nasıl bir hisle bağlanıyor çocuğuna...
bunu sorgulamaya çocukken değil de belli bir yaşdan sonra başlıyorsun. belli bir yaşdan sonra daha iyi anlıyorsun anneni... aslında o hep sana zarar gelmesinden korkarken sen sana çok karıştığı için kızıyorsun. anne olanlar sanırım daha da iyi anlıyorlardır annelerini bilemiyorum.
şimdilerde düşünüyorum da hele annemden uzakta olunca dahada çok özlüyorum onu, daha da iyi anlıyorum kıymetini. nasıl bir güvendir. onun yanında olmak ve bir anne nasıl öğretir çocuğuna kendi ayakları üstünde durmasını, güçlü olmasını ve hayatı...bu yaşa kadar nasıl geldik, ne çok şey öğretti annelerimiz...
tekrar teşekkür ederim anneciğim. bana iyi bir insanı ve fedakar olmasını, dürüst olmasını, güçlü olmasını, karar vermyi, kendime güvenmeyi, doğru karar vermeyi, bisiklete binmeyi, yemek yapmayı, yürümeyi, konuşmayı, bana hayatı öğrettiğin için teşekkür ederim.
emeğe saygı duymayı, takdir etmeyi, hak edeni hak ettiğini vermeyiiii (daha bir sürü sayabilirim)
anneciğim daha öğreneceğim çok şey var. iyi ki varsın ve iyiki doğdun seni çok seviyorum.
(babacığım senide unutmadım. beraber bana iyi bir aile olduğunuz için yanımda olamaanızda hep sizin arkamda olduğunuzu hissettirdiğiniz için eşekkürler)

blogum görünüyor mu?

günlerdir blogu görüntülediğimi zannedip yorum bekliyorum ama yokk.
ve üzülüyorum. beni kimse fark etmedimi diye..
bugun zeya yorum yazmış. ama hala emin değilim: yorum yazılıyor mu? blog gözüküyormu?
hiç arkadaşım yok. nasıl eklicem. yardım edin bana...
yoksa bu blogspotta kaybolup gidicem...