19 Aralık 2009 Cumartesi

Birkaç saat rötarlı yazı

Evet şuan gecenin 00.00 ben yazı yazayım diyorum.

Kocanın boynum ağrıyor diyorsun saatlerce bilgisayar başında oturuyorsun siteminden sonra; yazı yazmaya ve blogları gezmeye çalışırken yağan yağmurdan mıdır?

Çakan şimşekten mi yoksa kocanın ahından mı bilinmez internet gitti, üstelik gideceğini söylemeden, hazırladığım kahvem, şekersiz kaldı.bende buna dayanamayıp şekeri şimdiden hazırlayayım.

Yarına yayınlarım dedim.

Dilekler; şöyle bir düşündüm ki, sanırım dileklerimizi tam anlamıyla ifade edemeden mi istiyoruz. Seneler önceden beri hep istediğim ve dilediğim bir dilek, istek vardı; küçük bir ege kasabasında yaşamak istiyorum diye… evet şimdi küçük bir ege kasabasında yaşıyorum,ama benim isteğim,deniz olan bir kasabaydı, sanırım bu kısmı dilememişim.

Tam dilek şu olmalıydı belki. İzmir yakınlarında deniz kenarında olan küçük bir kasabada yaşamak istiyorum. Yakın bir arkadaşım vardı okuldan, okul bitince uzun bir süre iş bulamadı ve o dönem çok parası olan bir iş istiyorum diye dilemişti; sonunda bir bankaya işe girdi, ve sonunda dediki yanlış dilemişim, çok parası olan bir iş dilediğim, işim çok parayla ilgili ama para benim değil???

Yani diyorumki istiyoruz evet ama sanırım doğru istemek lazım…

Yeniyıla kısa bir süre kala dilekleriniz, beklentileriniz var ise doğru isteyin…

p.s : maide abla illa senin iş yapabilmen için benim sana ne yapman gerektiğini söylemem mi lazım. Ben söyleyemiyorum işte, ne olur sen düzgün yapsan işini ; ben çözüm olarak yapılacakları yazmayı seçtim sonunda söyleyemediğim için ama onada gerek yok sen hani ayarlayacaktın bakıp ona göre ( maide abla bu arada bana temizliğe gelen abla)

16 Aralık 2009 Çarşamba

sıkıntı tıkıntı



nedeni havalardan mıdır nedir?
eskiden sadece baharda olurdu bu yorgunluk şimdi ise ilkbahar-yaz-sonbahar-kış
her mevsim geçişinde...
yaşlandım mı ne?
kemiklerim sızlıyor. her yerim ağrıyor.
uykum var, uyumak istiyorum.
çok yorgun hissediyorum kendimi..
ne elim kalkıyor, ne kolum.
yapılacak çok şey ama yapacak kişi ortalarda yok.
şunu düşünür oldum.
keşke ayı gibi yaşasaydık. kışın uykuya yatsak, ama bahar oldumu bir kere gece gündüz hiç uyumasak.
işte kış geldi,soğuktan tıkıldık evler gene...
kilolarda sanki soğuktan korumak için üzerimizdeki yerini alıyor.
alması içinde sıkıntıyla tıkınıyorum.

15 Aralık 2009 Salı

benim evim...

benim evim.
kırmızı siyah beyaz ve griden oluşuyor.
biraz renk gelsin başka renkler olsun istiyorum ama sanki başka renk görmüyor gözüm.
ikeanın yılbaşı ürünleri kısmını gezdim(tabiki netten) bayıldım bayıldım.
mumlar vazolar süsler hepsi tam benim evime göre...hepsini almak istedim. ama ikea yokkk buralardaaa...
ne kadar çok ihtiyac var... aslında belkide başkalarına göre ihtiyaç değil ama bana göre ihtiyaç.
lap topum bir süre sonra kapanıyor kendiliğinden, eskidi sanırım.
yenisini almak lazım, ama önce bir soğutucu alıp onu deicem. soğutucu almam lazım.
aslında bir süre bilgisayardan uzak durmam lazım.
boynum ve belim acayip ağrıyor. sanki iğne batırıyorlar boynuma...
zaten işteyken akşama kadar bilgisayarda işim var. mecbur bari akşam başında durmasam iyi olur.
bu aralar kendimi acayip yorgun ve bezgin hissediyorum. k. kaldırıp hiç bir şey yapmak istemiyorum. sadece yatıp uyumak yada yatıp yiyip tv izlemek istiyorum.

13 Aralık 2009 Pazar

1 haftada da olan bitenler

evet 1 hafta izinliydim. bittii gittiiii.
nasıl geçti anlamadım.
çoook yoğun koşturmacalı, temizlikli bolll mantılı
eeee annemi bulmuşken mantı yaptırıp dolaba koydurdum.

eeee anne gelince evde temizliğe girişmezse olur mu?
onlar gelmeden hemen önce onlara yaptığım keklerim. fırınım ne kadar temizmiş öyle lekeleri fotoda görünce utandım vallahi...
pazartesi izinimin ilk günü iş yerinden arayıp yetişecek bir şey olduğunu söylediklerinde eve gönderin dedim. iş eve gelince senelerdir, home office çalışsam keşke dediğim bir olay gerçekleşti...
ama anladımki home office çalışmak zormuş. tabi birde vede annenler olunca , ayyy ne kadar zormuş evde iş yapmak 1 günde bitecek iş ancak gündüz annemin içeriden şu nerde... bir bakarmısınlı bölmeleriyle, benim en sonunda herkez yattıktan sonra yapayım diye düşünüp geceleri 2-3e kadar otumalarım sonucu 2 günde bitince...homeoffice çalışmanın dezavantajlarını farketmiş oldum.
sipariş verdiğim çamım geldiiii... ve süslerimde...

hepsinde kendime yazdığım notlarla beraber.
hemen çam ağacımı süsledim. bana huzur, mutluluk ve enerji veriyor.

bir haftada üzüntülü şeyler yaşandındı ülkemde üzüldük.
madencileri kaybettik. bir maden mühendisi olarak, ve eşimde yeraltında çalıştğı için çok daha derinden etkilendik belki bu olaylar karşısında...
üstelikde madenciler gününün üstüne böyle bir olay yaşanması bizi çok üzüdü çok bahsetmek istemiyorum içimden gelmiyor madenciler gecesinden bahsetmek.

bu bir haftada çok daha güzel kaplar bulup kutularımı kaplamaya devam ettim bakın..

artık sevgi dolu melek gibi insanların olduğu...
meleklerin hep yanımızda olduğu...
huzurun ve mutluluğun ayrıca sağlığın kol kola etrafımızda gezindiği yeni yıl gelsin...
bütün bunlar hepimizle birlikte olsun

12 Aralık 2009 Cumartesi

grizu

evet dün üzücü bir haber aldık...
öncelikle madenci olunca çok daha hassas oluyorsun tabiii.
ölenlerin ailelerine baş sağlığı ve allahtan rahmet diliyorum ve bir daha olmamasını diliyorum.
bir daha bütün önlemlerin alınmasını, böyle olayların yaşanmamasını istiyorum.
haberleri izlerken şunu fark ettimki, bildiğin bir konu haber olunca aslında habercilerin biraz araştırmacı olması gerektiğini anlıyorsun. evet konuya çok yabancı olabilirler fakat internete grizu yada metan gazı yazdığında bu konu hakkında bir sürü şey öğrenebiliyorsun. bunu öğrenipde saçma sapan soru sormamaları gerektiğini görüyorsun.
5 gündür, annemler burada olduğundan günler çok yoğun geçiyor, yazamadım.
hepsini anlatacağım.
p.s:unutmadan not alayımda home office çalışma hakkında düşüncelerimide yazayım.( bu aralar herşeyi unuttuğum için buraya not alayım istedim unutmamak için)

6 Aralık 2009 Pazar

çamlandım

4 aralık günü, dünya madenciler gününü kutlamak için her sene ki gibi madenciler gecesi düzenlendi. ve eşim ve bende madenci olarak bu geceye katıldık.
gece güzeldi. eğlendik.
gece ile ayrıca bilgi verip fotoları ekleyeceğim.
bugun heyecanlıyım. annem ve babam geliyorlar. yupppiiii..
ve bütün gün hatta dünden beri temizlik yapıp evi toparlamaya çalışıyorum. annem gelipde kızım ne kadar dağınıksın, ne bu böyle diye kızmasın...
neyseki hallettim. kek ve pizza yaptım.
sonunda bende çamlandım. siparişimi verdim. umarım en kısa zamanda elimde olur. 3 gün diyorlar ama; çok heyecanlıyım çam ağacım ve süslerim gelicek ve süsleyeceğim. süperrrr...
çam ağacını nerden mi alım. almak isteyen olursa burdan https://www.oyuncax.com.
süslemek için sabırsızlanıyorum.
bu arada 1 hafta izin aldım. annem ve babamla evde bol bol vakit geçireceğim.
beni şimdiden ne hediyesi alıcağım telaşı aldı..
malum burada alışveriş yapılacak çok bir yer yok. nette gezinip bakıyorum..
annem gelmeden önce siperişler verildi. meleklerim yolda.

4 Aralık 2009 Cuma

dünya madenciler günü

evet bugün 4 aralık "DÜNYA MADENCİLER GÜNÜ"
öncelikle kocamın dünya madenciler gününü...
sonrada tüm madencilerin ve kendimin veeee
son olarakda ekmeğini madende çalışıp kazanan herkezin dünya madenciler gününü kutluyorum.

3 Aralık 2009 Perşembe

flashforward


evet heyecanla takipdeyim. sanırım sabırlı bir insan değilim. bu yüzden dizileri bu şekilde izlemekten hoşlanmıyorum. bana tüm bölümlerini verecekler, bende tamamen nutellalı bir hayatla mümkün olduğunca hatta son raddeye kadar tuvaletimi tutup, yerimden kalkmadan ardı ardına dizi izleyeyim.
sanırım. ruhumda bir abartizm(bunuda ben buldum. abartma, aşırıya kapma dürtüsü) var. dengeli bir hayat süremiyorum sanırım. bir dönem bütün zamanımı kitap okuyarak, bir dönem film izleyerek, bir dönem dikiş, hatta bir dönem hiç bir şey yapmayarak geçiriyorum. düzelebilirmiyim.
epey bir zamandır. kendimde fark ettiğim başka bir şey daha var. dikkat dağınıklığı, konsantre olamama sorunu...bu neden kaynaklanıyor bilmiyorum. zamanı iyi kullanamadığımdan kaynaklı aynı anda bir çok şeyi yapma isteği...tabiiii bu istek beni dürterken ben nasıl yaptığım 1 tanecik işe konsantre olabilirim. tabiki olamıyorum.
her yerde yılbaşı hazırlıkları ne güzel. şimdi büyük şehirlerde olmak vardı... ankaranın en çok bu yanını seviyorum. şimdi ne güzeldir. mağaza vitrinleri süslenmiştir. sokaklar yakında süslenir. her yer ışıl ışıl ne güzel...bizim buralarda bir şey yok...kendi halimizde yılbaşı planları, hazırlıkları derdindeyiz.
p.S: foto http://www.flashforwardtr.com/ adresinden alınmıştır.
bakın düşüncelerimin dağnıklığı yazdığım yazıdanda belli oluyor konudan konuya geçmişim.

1 Aralık 2009 Salı

bayramdan kalan


ayakkabı kutularım, öyle çirkin duruyordu ki hepsi farklı...
onları kapladım, bayramda burada bulabildiğim en güzel kapla :)
daha cici oldular. daha bir güzel gözüküyorlar.bakın

elbisemin beğenmediğim yırtmaç kısımlarını kesip, elbiseyi tunik yaptım.ama daha işi bitmedi, birazcıkda süsleyip boyarsam o zaman güzel olacak.

birde dikerken deli olduğum. dikip dikip söktüğüm.
pembe kelebeklerin bile beni sakinleştiremediği. aslında tek kolunu yaptım. hemde çok güzel olmuştu,patronsuz, teğelsiz. ama üstüme giyip nasıl olduğuna baktığımda ise dikiilmiş diğer kısmıda söküldü :(

neyseki bayramın son günü bütün uğraştığım herşeyi bir kenara atıp.
önce twiligt new moon...
ardındanda flashforward'a başladım.
bayramdan kalanlar bunlar, bol bol dinlendim. ama iznimi bekliyorum haftaya...
devamı haftaya...

29 Kasım 2009 Pazar

dikmek ve sökmek

evet bayramın 2. günü bugünüm. dikmek ve sökmek arasındaki o ipte cambazlık yaparak geçti. tam kafayı sıyırıyordum ki. her şeyi toparlayıp kaldırdım. bir daha ne zaman açarım bilmiyorum. ama bir yandan afaganlar gitmiyor bir yandan gaza geldim. yapmam lazım. ama en sonunda pes ettim.
ben neden öyle bir fikire kapılmışım bilmiyorum. dikiş dikmenin kolay olduğuna inandırı vermişim kendimi..
işte sen misin ? inanan.
yok ama bu minyatür dikiş makinasının azizliği diyeceğim. ben dikiyorum o sökülüyor. kumaş mı dikiş tutmuyor. benim azim mi? körelmiyor anlamadım.
zaten dikilmemesi gereken bir yeri yanlışlıkla dikmişim. orası sökülmüyor. doğru dikilen yerler sökülüyor. bir yandan ip bitiyor. onu sar tekrar tak, o incecik iğneden ipliği geçir. ben anladım ki bende o kadar sabır yok. yok ben bu işi yapamıcam. keyifle film izlemek varken, şu güzel günüm heba oldu bir şey değil. neyse şuan gözüm tekrar görmek istemediği için fotolarını koyamıcam ama bir ara koyarım. güleriz hep beraber...
p.s: şimdi gidip dikiş dikemediğim odanın dağınıklığını yerlere düşen iplik parçalarını toplayayım bari

27 Kasım 2009 Cuma

iyi bayramlar

bayramın ilk günü koşturmacalı geçti. bu bayram benim için şimdiye kadar geçirdiğim bayramlardan çok farklıydı. 31 senedir geçirdiğim tüm bayramlardan farklı. şimdiye kadar annemlerle geçirdiğim bayramlarımın ritüellerinden farklı bu bayram depleasmandayım dicem, ama değil, koca çalıştığı için kendi evimizdeyiz.bu yüzden planlarım var umarım gerçekleştirebilirim. gündüzleri koca çalıştığı için evde yalnızım biraz dinlemece, biraz flashforward izlemece, biraz dikiş, biraz kolye ile rahatlamaca ile geçirip şöyle keyif yapıp akşamlarıda bayram ziyaretleri yapalım diyorum bakalım neler yapabileceğim göreceğiz.
hepinize iyi bayramlar

25 Kasım 2009 Çarşamba

recai amca

herşeye rağmen hala iyi insanların olması çok güzel.
dün gece gelen mesajla şaşırdım. kargomun yola çıktığı yazıyordu hemde izmirden..
teşekkürler recai amca...
sağolsun düşünmüş ufak bir bayram armağanı gönderiyormuş bize...
düşünülmek ne kadar güzel.
sabahta aradı...sesini duymak nasıl mutlu etti beni, öyle neşeli bir ses ki
65 yaşında, ama hala enerji dolu, hala bakımlı, ince ve kibar;
üstelikte 65 senelik hayatın ona yaptıklarına rağmen.
çok şeyler yaşamış, çok acılar çekmiş...
özledim onunla muhabbetlerimizi,
bir odaya kapanıp, yazdıklarını okumayı, yaptıklarına bakmayı, eskiyi dinlemeyi
anlattıkları onu kıran üzen şeylerde olsa, yaşadıklarına ortak olmayı...
recai amca benim babamın askerlik arkadaşı, ama amcamdan daha yakınız.
ilk aşkı, yaşadıkları, askerlik anıları, ilk evliliği, oğlu, annesi, ikinci evliğiği , suna teyze(eşi),
hayata bakış açısı, beklentisiz yaptıkları...
bunları onunla konuşmak çok keyifli...
özlemişim seni recai amca iyiki varsın

24 Kasım 2009 Salı

özen

işini özenle yapmayan, işine saygı duymayan insanları anlamıyorum.
özelliklede insanlara bir hizmet sunuyorsan bunu anlamak dahada imkansızlaşıyor benim için.
evet konu şu evleneli 5 ay olacak... 5 ay önce çektirdiğimiz. arkadaşımın bir arkadaşı olan insanla fotograf çekmesi için anlaştığımız. düğüne gelip fotografımızı çeker çekmez parasını hemen eline saydığımız; düğün telaşı ile ne parayı verdiğimize dair bir fatura nede bir yazı aldığımız; fotografçıdan sonunda düğün albümümüzü aldık.
5 ay sonra elimize ulaştı, üstelik ona nikahtada fotograf çekebilirmisin diye sorduğumuzda tabiki dediği için o fotoları seçmek için gittiğimizdede albümün haricinde olan bu fotografların tanesi için diğer fotografçıların bir fotoyu basmak için istediği paranın tam 4 katını istemeside ayrı bir olay...
albümü ha oldu olacak diye bizi oyalaması, söylediği tarihten sonra bizi hiç aramaması, biz aradığımızdada daha hazır değil demesi, kaçıncı aramadan sonrada işlerin iyi gitmemesi yüzünden fotoları baskıya geç gönderdiğini itiraf etmeside ayrııı...
işte sanat gözüyle baktığım fotografçılığı, hayatını idame için kullanan bir insanın sanatsallıktan ve işine gösterdiği özenden ne kadar uzaklaştığını görmek..hem insanların hemde içler acısı ülkemin halini bir kez daha önüme serdi...
bence bu konudada en fazla özen göstermesi gerken insanlarda öğretmenler, buradan tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü kutlayıp,işlerini severek ve büyük bir özenle yapmalarını dileyeyim.
ps: allahtan fotolar güzel, bu konuda hakkını yememek lazım. ama tuğbanın (defdefin annesinin) fotolarından sonra, şuanda evlenmeyi ve fotolarımı tuğbanın çekmesini isterdim.

23 Kasım 2009 Pazartesi

sevinç ve hüzün



öncelikle bu çiçekler sevgiliye gitsin. bugün doğungünü. nice mutlu huzurlu beraber seneler ..
gerçi biz doğumgününü erken ankarada kutladık ama olsun.

cumartesi günü sevgili ile maç izledik. eee maçdan önce iddiaya girildi. sevgili fenerbahçeli ben beşiktaşlı olunca; maç bizim için heyecanlıydı...
ankaranın sevdiğim yerlerinden birinde bahçelide bir yere gidip, maç izledik. amçın sonunda tabiki sevinen ben oldum. ama şunu düşünmedende edemedim.
futboldan yola çıkarak;(sevgili üzülünce kıyamadım,bende sevinemedim) hayat ne kadar garip bir birilerinin mutluluğu birilerininde üzülmesinemi neden oluyor diye bir sorgulamaya başladım. hep bir kazanan ve birde kaybeden var hayatta...ne kadar hak mevzu bahis olsada birileri üzülürken sevinmek içimi sızlattı...

20 Kasım 2009 Cuma

yolculuk

evet bugün öğleden sonra ankaranın taşlı yollarına doğru bir yolculuğa çıkacağım.
bu sefer kısa 2 günlüğüne...
2 hafta annemin mükemmel bakımından sonra ,5 günde kendime bakamayıp sonunda kendimi gribin kollarına teslim etmiş bulunuyorum.
annemde alışmışım tembelliğe vallahi zor geldi. oysa ne kadar düzenliydim. neyseki anne kucağına şevkatine geri dönüyorum. oooo şimdi biraz nazda yaparım. onun yapacağı takviyelerle 2 güne bir şeyim kalmaz iyileşirim.
yollar gözümde büyüyor. üşeniyorum gitmeye...
kocada hasta, zaten dün ondan geçti muhtemelen (gerçi etrafta o kadar hasta insan varki hangi birinden geçti bilinmez).
bu aralar ne yaptığımdan bahsedeyim. kendime bir tarla, birde cafe kurdum,gecenin bir körlerine kadar yemek yapıp, tarla ekiyorum :)
evet facebook çılgınlığına, aslında hiç hoşlanmam (hoşlanmazdım demek daha doğru) bende katıldım. eee neden olsa insanın hayallerini (cafe) sanalda olsa gerçekleştirmesi güzel...
simulasyon gibi birşey ama keşke bir cafe açsam ve bu kadar iş yapsa...insanlar ne kadar aç yemek yetiştiremiyorum.:)

18 Kasım 2009 Çarşamba

gelişmek

insan nasıl gelişirki...
insan kendini nasıl geliştirebilir ki...
işte bende kendi çapımda bir şeyler yapmaya çalışıyorum. hem kişisel gelişimim, hem sosyal gelişimin, hemde iş ile ilgili...
ama son zamanlarda kendimde fark ettiklerim.
sanki bir az daha içime kapandım. ben ki konuşmayı çok seven, içim dışım bir olan ben artık daha çok susup, düşünüp, daha az konuşuyorum.
özlüyorum eskiyi, geçmişi her şeyin daha masum olduğu günleri...
eskiden hiç tanımadığım insanlara bile ilk başta %100 güvenirken,
artık biraz daha azaldı güvenim insanlara, neyseki tamamen yitirmedim.
çevremdeki insanların, etrafdaki insanların bakış açılarına şaşırıyorum.
şunu fark ediyorum ki. her kez kendini düşünüyor, benimde kendimi düşünmem gerektiği...
insanlar sadece kendi çıkarları uğruna savaşırken, herkezin bireysel hedeflerin peşinde olması gerektiği...
sonra bakıyorum bu ülkeye, millete...
bence gelişememizin en büyük nedeni; bencillik, kıskançlık.
türkiyede aynı yada farklı meslek gruplarından insanların ürettiği ne kadar az şey var.
biz toplu halde iş yapamıyoruz. biz toplu halde üretim yapamıyoruz. ar-genin türkiyede neden bu kadar zayıf olduğunun kanıtı bu...
biz beyin fırtınası bile yapamıyoruz. çünkü kimse düşüncelerini bir başkası ile paylaşmak istemiyor. çalınır diye...
bu yüzden herkez kendi rüzgarında esiyor. fırtına ise sadece birbirleri arasındaki çıkar çatışmalarında yaşanıyor. bu ülkede bilgi paylaşılmıyor.
işte böyle bir ülkede daha oldukça yeni olan, geleceğe dair hedefleri,idealleri olan benim gibi insanların bir şeyler öğrenipde kendini geliştirebileceği birilerini bulması çok zor.
işte bu yüzden özlüyorum eski arkadaşlarımı, o çıkarsız, masumane olan her türlü ilişkiyi...
büyüdükçe kirleniyor sanırım insan...
bende artık çok masum değilim en azından şimdilik sadece insanların yaptıklarının altındakini fark edebilmek bile buna örnek diyorum

16 Kasım 2009 Pazartesi

ipekci cemal

ankara dedim ya...
annem beni eskiden çok eskiden gidip, bir şeyler aldıkları yere götürdü işte orası İPEKCİ CEMAL



işte oraya girince içeride saatlerim geçti. üstelik cemal beylede tanıştım. çok şeker ton ton bir dede...

o ahşap oyuncaklara bayıldım.
kurdelelerin, keçelerin öncede saatler geçirdim.

geldim, özlemişim


2 haftadır ankarada annemlerin yanında onlarla bol bol özlem giderip, bir yandan kafa patlatan, insan zorlatan yorucu, bir o kadarda boğucu bir eğitim sonraları yaptığım gezintiler iyi geldiiii...
annemin sabah akşam vazgeçmeden sıktığı çeşit çeşit meyve suları, bir elim yağda, bir elim balda her şeyin önüme geldiği benim bol bol şımardığım akşam sohbetlerinden biri daha sona erdi...
canım annem, canım babam teşekkürler...
uzun zamandır istediğim bundan aldım, hemde morrrr...birde croksların kışlığı çıkmış görünce dayanamadım aldım. çok kullanışlı içindeki çıkıyor.hem yaz hem kış için
kendime bir sürü thsirt aldım,yeni ciciler yapmak için, ahşap boyası, kumaş boyası ...
ayrıca ne zamandır kutusunda duran boncuklarım ortaya çıktılar yeni kolyeler yapılmak için...
yapılacak çok şey var yaniii...
yeni yerler keşfedildi. arkadaşlarla görüşüldü. görüşülemeyenlerde oldu...olsun bir dahaki sefer...
zaman bulup bloga giremedim. aklım sizlerde kaldı...
yoldan geldim. hemen burdayım, sizlere uğrayacağım neler yapmışsınız, iyimisinz diye
bu çiçek ankaradan sizlere geldi. hepinizi özlemişim

31 Ekim 2009 Cumartesi

yarın yolculuk

sıcacık bir çorba ve yanında kızarmış ekmekle başlayıp...

bugün evde biraz keyif biraz hazırlık yaptım.
yarın yolculuk var sabah ankaraya gidiyorum.
2 hafta boyunca ankaradayım. ailemle, arkadaşlarımla ve ankarayla özlem gidereceğim.
bugün bunu hazırlığını yaptım.
uzun zamandır izleyemediğim filmlere bakıp...
burn after readingi izledim.

şimdilik bezeyle sonuçlanan bir günün özeti...

p.s şu yollar gözümde büyüyor...ışınlanmayı biran önce bulsalar.

30 Ekim 2009 Cuma

melek kanadı


dünkü tatilden yararlanıpda tommyde 50 tl'ya yazın satılan thsirtün benzerini yapmaya çalıştım elimdeki yapıştırma taşlar bitince tam olarak yapamadım. ama işte karşınızda 29 ekim thsirtü
Resim Ekle

melek gönüllü, melek kalpli insanların çoğaldığı, ne istediğini bilen kimseyi kırmayan, üzmeyen, yurdunun vatanının kıymetini bilen insanlar itaf olunur.

rahat geçen, cuma günü diyen sevinilen bir günün ardından arkadaşlarla yenilen yemeğin ardından muhabbet edilip, keyifle yudumlanan şarap eşliğinde geçe bir gece...
canını hiçbirşeyin sıkamayacağı, dürüst, doğru, içten insanlarla geçirilen dar ama bir o kadar geniş zamanların tadından yenmeyecek dakikalar...
özlemler...özlenenler...