5 Mart 2010 Cuma

araba

evet sonunda açıklıyorum.
aslında şimdiye kadar açıklamamaın nedeni, sürekli fikir değiştirmemiz.
acaba dememiz. olur mu olmaz mı bilemedim. aslında hem çok kısa, ama bana çok uzuzn gelen bir sürede gerçekleşti...
evet biz ilk arabamızı aldık. içimdeki heyecan buydu...
çok farklı duygular...
insanın kendisinin bir şeyler yapması...
bir şeylerin sahibi olması çok güzelmiş...
allahım çoook şükür...
kazasız, belasız kullanmak dileğiyleee...
hepiniz öpüldünüz.
cuma gününden, benden güzel bir haberle iyi haftasonlarııı

2 Mart 2010 Salı

kıpır kıpır

bir heyecan var içimde kaç gündür...
nedeni belli acele ediyorum, biran önce olsun istiyorum.sabırsız bir insanım ben kardeşim.
konuşurken hayırlısı diyorum ama bir yanımda akıyor gidiyor o tarafa tamam tamam işte bu diyorum.garip bir şekilde...
ama kaç günden sonra içime bir kurt düştü...kıvrıla kıvrıla geziyor. yok kardeşim öğrenmem lazım.şimdi sabah nasıl olacak bilmiyorum. bu saatte öğrenmenin yoluda yokki???
ne yapsamda şu kurt beni kemirmeden, bir yolunu bulsam atsam onu...

27 Şubat 2010 Cumartesi

bir varmış, bir yokmuş

bir varmış, bir yokmuş...
hani masal böyle başlar ya,çocukluktan, hatta bebeklikten beri bize anlatılan.
aslında ne anlamlar yatarmış bu masallarda anlamamışım. yeni indim anlama...
hayatta acılar, dertler ,sıkıntılar vb. herşey
bir varmış, bir yokmuş değil mi?
biran bizi çoook üzen bir şey bir süre sonra o kadar acıtmıyorsa, hatta unutabiliyorsak
her şeyin ilacıysa zaman...
işte bize öğretilmiş...
bir varmış, bir yokmuşla

26 Şubat 2010 Cuma

ŞANSLI


Geçen haftalarda Ankaradayken yaseminlerdeyken, yelizin köpeği ŞANSLI rahatsızdı..
dünkü ameliyatından sonra o yaşlı bünyesi dayanamamış. şanslı ölmüş... üzgünüm...

24 Şubat 2010 Çarşamba

yine grizu

evet yine grizu, yine ısınmak için, yakıt için, sanayi için ,elektrik için vb bir çok şey için
gerekli kömürün peşinde,
sırf evine ekmek götürmek adına hergün karanlığı aydınlatan...
beden gücü ile çalışan, evden getirdikleri yemekleri yeraltında yiyerek,
ama hergün umutla çalışan o madencileri yine grizu aldı..
bir daha olmasın, bir daha yanmasın o canlar.
hiç kimsenin ocağına düşmesin o ateş ...
artık kötü olaylar yaşamayalım.
üzülmeyelim, umutla bakalım istiyorum şu anımıza, geleceğimize...

23 Şubat 2010 Salı

dipcik

evet bugünkü doktor merasiminden sonra
kirpik dibimde iltihaplanma sonucu günde 4 defa damlatılması gereken 5 adet damla...
kronik faranjit etkisi altında sol kulak dibimde olusan bir beze...nedeniyle bir kaç ilaç
itibariyle dipcik sorunu yaşayan ben...
allahtan ruhumun diplerde gezinmediği hayallerimle havalardayım...
çok şükür..

22 Şubat 2010 Pazartesi

zaman

hayatta her şeyi zamanında yapmak lazım.
ertelememek.
sözler dilin ucuna geldimi yutmamak,
içinden geldimi gitmek,
unutmak geldmimi,untmak,
özür dilemen gerekiyorsa, özür dilemek.
bağırmak gerekiyorsa bağırmak,
kaçmak gerekiyorsa, kaçmak...
sonra herşey için çok geç olabilir.
hayata e hayatta geç kalmamak gerek.
içinde kalmaması gerek hiçbir şeyin.
sevgini saklamamak
söylenmesi gerek, yaşanması gerek.
(ezelden geldi bu sözler, babasına söyledikleri, söyleyemedikleri)
p.s: birde dizideki zekaya hastayım. insanların zekasına...

bozuluyorum ama ağrı

evet bahsedeceğim ağrı dağı değil...
bir haftadır belli aralıklarla başıma saplanan sonra yok olan..
ama ben şimdiye kadar baş ağrısı yaşamamış, baş ağrısı için ilaç içmemiş ben...
cuma günü içimi kıpır kıpır yapan bir bahar havasının ardından yeniden dellenen havaya mı bozulsam. yoksa pazar günü üşüyerek battaniye altında lost keyfi yapken yavaş yavaş şişen göz kapağına mı bozulsam.
bir haftadır şişmek için işaret gönderen, ama benim önemsemememden bozulup şişemeyen göz kapağı...
pazartesi sabahıda şiş olunca, bana makyaj yapacak yer bırakmayan göz kapağına mı? bozulsam.
neyse bugun randevu aldım yarın gideceğim. diye yine çok takmazken.
akşam eve gelince sol göz kapağımın üstüne sol bademciğimin ağrıması hemen ardından sol kulağım...
hepsine dayanan ben...
akşam fenerbahçe- bursa maçı yüzünden ezeli izleyemeyecek ben...
hangisine bozulam bilemedim artık...

21 Şubat 2010 Pazar

aşk



aşk ile yapılan her şey çok güzel oluyor..

19 Şubat 2010 Cuma

inekler


şu resmin güzelliğine bir bakın.
vallahi şunu anladım ki, benim ineklere karşı özel bir ilgim var...
nerden kaynaklanıyor bu bilmiyorum ama inekli objeler...
inekli resimlere bayılıyorum.
geçenlerde inekli bir tepsi yaptım.
en kısa zamanda ekleyeyim...
bahar geliyor. kalbim güm güm atıyor. içimi neşe kaplıyor...
gezme zamanı, çoşma zamanı, zıp zıp çayırlarda kırlarda hoplama zamanı,
p.S: resim netten alınmıştır.

17 Şubat 2010 Çarşamba

içsel

yaşadıklarımın ve hissettiklerimin üzerimdeki yorgunluğu tepemde omuzlarımda gezinirken...
duygularımın karmaşıklığı ve içimde yalnızken bir put gibi kaskatı duran, kızkınken konuşurken mangalda kül bırakmayan ben...aslında ne kadarda yufka yürekliyim.
bu yaşadıklarımdan diğer yaşadığım güzellikleri yazamadım.
bu ruh haliyle ne kadar iyi yazabilirim bilmiyorum.
geçen hafta ankaradaydım. canım arkadaşım yasemin, emoş, annem ve yelizle görüştük. tıpkı eski günlerdeki gibi...
rüzgar her birimizi bir yana savursada uzun zamanlardan sonra kısa süreli bir soluklanma idi.
yetti mi? tabiki hayır...
şu kısa gün bana neleri hatırlattı...
iyiki varsınız canım dostlarım ( yasemin, handan,ebru).nasıl güzel şeyler paylaşmışım sizinle ,dostluğun ne demek olduğunu benimle yaşadığınız ve bana yaşattığınız için teşekkürler...
yaşadıklarımdan sonra bir teşekkürde annem ve babama ne güzel yetiştirmişsiniz beni...bir çok şeyi anladığım, farkında olduğum yada anlamaya çalıştığım için.
ve siz blogdaşlarım bu duygular içinde olduğum zamanda yalnız olmadığımı bana hissettirdiğiniz, yalnız bırakmadığınız için teşekkürler...
ve tabiii birde böyle bir zamanda bana kendi teklif edip, beni mutlu eden ebruya (primarima) blogumun görüntüsünü değiştirip bana yeni bir başlangıç yaşattığı için teşekkürler...

küçük

burası küçük bir yer...
küçücük insanlarda birbirlerini tanıyor.
çalıştığın yer aynı, oturduğun yer, dolaştığın, gittiğin yer aynı..
böyle olunca akdaşlarında hem işten hem oturduğun yerden...
bu yüzden birilerine kızdın mı, tepki verdiğin zaman herkez öğreniyor, biriyle sorun yaşasan herkez duyuyor...birini hayatında çıkarmaya çalışsan, herkez farkına varıyor, ve insanlar meraklı, utanmıyor soruyor.
mahremiyetin kısıtlı, özel hayatın az...
buda beni boğuyor.
ben evde mutluyum, biz evimizde güzel vakit geçirebiliyoruz.
ama insanlar geçiremiyor. yapacak çok bir şey olmayınca sürekli birbirlerindeler...
işte, evde, dışarıda...
eee bu kadar beraber oluncada ne özel hayat kalıyor, ne konuşacak konu...
bir süre sonra dedikoduya geliyor.
işte böyle zamanlar hem bunalıyorum.
hem kendime kızıyorum.
eminim büüyük bir yerde olsa böyle şeyler yaşanıyor.
ama öyle özledim ki...
şöyle canım sıkkın olduğunda sokağa çıkıp, şöyle bir yürüyüp...
kalabalığın içinde beynimdeki düşünceler dönüp dururken, yüzüme vuran rüzgarın beynimdekileri alıp götürmesini...aklımda bir şey kalmamasını...
yanımdan geçen insanları tanımamayı...
burada yolda yürürken herkez tanıdık...
selam verip, yolda konuşmakdan, aklınakileri düşünüp yerli yerine koyup,yarısını rüzgara bırakıp savuramıyorsun.
ama öğreneceğim herhalde
küçük insanlarla başa çıkmayıda

15 Şubat 2010 Pazartesi

insanlar

uzun zamandır yoktum.
bu arada bir ankara yaptım ve döndüm...
ama bu arada yaşananlar, hem canımı sıktı, hem beni zor durumda bıraktı...
ben bu insanları anlamakda zorlanıyorum. onları anlamakda zorlanmamın dışında ...
çoğu zaman kendime kızıyorum.
neden mi?
bazen kinci olmadığım için...
aslında kinci olmakda istemiyorum. ama canımı sıkan, beni üzen birilerine tavır alamıyorum.
tepkimi belli edemiyorum. silip atamıyorum, çekip kendi yoluma gidemiyorum...
hep bir karşımdakini anlamaya çalışma, hep altında bir neden arama empati, empati yaniii...
tavrımı değiştirmeden. sadece o kişiyle konuşma, konuşup çözme yoluna gidiyorum...
ancak konuşdukdan sonra ya devam, ya hoşçakal diyorum.
insan 30 yaşından sonra arkadaşlık kurabilir mi?
samimi olabilir mi?
geçmişin sana öğrettiği iyi yada kötü anılarla yeniden yeniden safca, samimice yaklaşabilir mi?
evet yaklaşıyor. görmezden geliyor, yok sayarak duygularını...
hatta belki en kızdığı insanlara benziyor belkide...
yada benzemiyor, olgunlaşmak bu belkide yutup geçmek, sinirlenip, üzülüp...
artık güvenememek demek. bu mudur olgunlaşma...
neden insanlar birbirlerini kırar...
kızıyorum, kırılıyorum.
zaman geçiyor. acım üzüntüm dahada hafifliyor.
hatta unutuyorum...
sonra hep aynı hatalar mı?

7 Şubat 2010 Pazar

nasıl geçti habersiz

evet nasıl geçti, hiç bir şey anlamadan bir haftasonu, bir pazar, bir ocak hepsi geçti...
ömürden bir gün daha geçti...
her geçen günün ardından yaklaşılan bir sınav, yaklaşılan bir bahar, bir yaz tatili
ve yaklaşılan hedefler, yaklaşılan istekler var...
tabiii bunların hepsi için gerekli biraz çaba...

5 Şubat 2010 Cuma

rüzgar

hayat bir süredir beni bir yerlere çekmeye çalışıyor.
zaman zaman yapmam gerkeken şeyleri bir şekilde hatırlarıyor bana garip bir şekilde...
ama ben inatla yapmıyorum sanki...
akıntıya karşı ters yüzüyorum...
rüzgarı karşıma alıp ona doğru yürüyorum...
bana gönderdiği ip uçlarını neden değerlendirmiyorum bilemiyorum.
çok bezginim...
çok tembelim....(ama sadece bu konuda)
canım yapmak istemiyor ondan olabilir mi?
offfff offfffffff
p.s: bu aralar canım hiç işe gelmek istemiyorum. arada şöyle işle ilgili mola hakkımız olsa

3 Şubat 2010 Çarşamba

denge

bu dengemidir, dengesizlik mi?
bakıyorum, susuyorum, gözlüyorum, anlıyorum
üzülüyorum,sinirleniyorum.
bir varmış, bir yokmuş.
insanlar bir iyilik yapmış unutmamış, yaptığı iyiliği anlatmış...
söylemiş. oda yetmemiş iyilik yaptığı kişinin gözüne sokmuş...
insanlar bir kötülük yapmış, önce biraz utanmış,
sonra aman demiş, sonra ne olacak demiş, sonra onuda yapmaya alışmış...
insanlar kazık yemiş...
sinirlenmiş, kızmış, söylenmiş, içini kemirmiş..
unuttum sanmış, unutmamış, kemirmeye devam etmiş...
sonra bir gün bir puntuna getirmiş...
kusmuş içindekileri...
çelme takıp, rahatlamış... bakmışki cebindekileri boşaltınca rahatlamış...
insanlar bir bakmış...
bir cebinde yaptığı iyilikler, her yaptığı iyiliği cebinde biriktirmiş...
diğer cebinde ise yediği kazıklar karşılığında attığı kazıkları biriktirmiş.
insanlar biriktirir olmuş, insanlar kinci olmuş, çıkarcı olmuş...
ceplerinde biriktirdikleri ağılık yapar olmuş...
dengemi? hep bir cebindekiler ağır basar olmuşşş...
onlarda kin , nefret, öfke, çıkar, bencillik...
bu yüzdende insanların bir cebi hep boş kalmış...
bu insanlar mutlu olabilmiş mi??
onlara sormak lazım...

1 Şubat 2010 Pazartesi

susssss.....

her anahtar her kilidi açar mı?
her tatlı dil yılanı deliğinden çıkarırmı?

keşke hayatta bunlar kadar sade, bunlar kadar sevimli ve doğal olsa...
yarın yine kar geliyor...
canım kaç gündür nergis ve kestane istiyor...
bir yanım kalk gidelim derken diğer yanım ... yeme otur diyor...
bu ikilem devam ederken, yazarken duygularım dile gelmiyor...

geçtiiii

yoğun ve koşturmaca dolu haftasonu beni yordu...
düğündü, misafirdi, boyamaydı,
yemekdi, çamaşırdı,
derken...
birde bu akşam yeni evli bir arkadaşa gidileceğinden
ona yaptığım şeyler derken...
yoruldum...
uykum var uyumak istiyorum.
bu hafta içininde yoğun olması ve bunu düşünmekde dahada yoruyor beniiii.
bu akşam yokuz,
çarşamba misafirim var.
salı hazırlık...
bu aralar canım pek yazmak istemiyor...

29 Ocak 2010 Cuma

tunik boyama


fimolarımı sipariş verdim. bian önce gelsin. biran önce yapmak istiyorummmm..

26 Ocak 2010 Salı

boyama



bu aralar takdım boyamaya...
ahşap kumaş derken yakında elimde fırça önüme gelen her şeyi boyayacağım.
eee hava soğuk, evden dışarı çıkmak istemiyor insanın canı...
bende önce aşaplarımı, sonra ne zamandır bekleyen tuniğimi boyadım yakında fotosu gelecek.
yeni ahşap malzemelerim gelirse birde netten fimo hamuru siparişi verirsem,çünkü burada bulunmuyor, yakında yeni boyamalara başlayabilirim.
tabiii yeni malzemeler gelinceye kadar öncelikle seramik,cam boyamayıda öğrenirsem onları boyamakla devam edebilirim.