24 Kasım 2010 Çarşamba

doğumgünü

bugün kuzunun doğumgünü...
akşam kutladık. sağolsun arkadaşlar bize süper bir organizasyon ile süpriz yaptılar. teşekkür ederim nazlıcım. iyiki varsınız. kutlama harikaydı....
oradan çıkıp asker yolculamaya gittik.
her ne kadar içimde hissettikerimi bastırmaya çalışsamda süre azaldıkça koyvereceğim sanrım ben...
bugün kü asker yolculamasında hep o günü düşündüm, aklımda hep o görüntüler, nevin teyzenin oğluna bakşı ve gözlerinde tutmaya çalıştığı yaşlar ama en önemlisi yüreğinde hissettikerini çok iyi anladım ben.
hani bazı şeyleri dışarıdan konuşması kolay gelir, 1 aya kadar bende öyleydim. ama insanın başına geldiğinde hissedilenler, hiçde öyle konuşulanlar kadar kolay değil.
tabiki gidecek belli bir süreliğine ve sağlıkla gelecek inşllah, iş gezisi, tatil ve benzeri şeyler olarak düşünülebilir.
ama ben seni çok özlücem kuzuuu....
seni çok seviyorum...
iyiki varsın

20 Kasım 2010 Cumartesi

home sweet home

bayram diye ne çok plan yapmıştım...
neler mi yaptım planların kaçını gerçekleştirebildim. yarısını...
bayramda ankara, biraz akraba ziyareti, biraz gezmece dolaşaca....
hem yorucu hem keyifliydiii...
bir sinema keyfiii..pek filmi beğenmesemde..
hangi birinden bahsetsem.
ankarayyı annemi babamı özlemişim.
bol bol özlem giderdim.
ebru- özlem ile görüştük. ilk gün bayram başlamadan ayrı ayrı takılıp sevgili ile kızlarla buluştuk.
konuştuk, kıkırdaştık, dertleştik, tarif aldım.
daha sonraki günlerde akraba ziyaretleri...
bilkentte güzel havanın nimetlerinden faydalanıp, bahçede mangal keyfiiii...
ama görüşemediklerimde var...
maviannecim gelemedik, uğramayı ne kadar çok istesekde, bir dahakine inşallah.
sinema enteresandı. film başladı diye isyan eden insanlar...
hayatında acaba hiç sinemaya gitmedilermi diye düşünmeme yol açtı..
reklam izlemek istemiyoruz diye alkış tutturdular. aynı insanlar film bittiğindede aynı alkışı tutturunca acaba film güzeldi ben mi anlamadım dedirttti.
bayramın 4. günü eskişehirde devam ettik. bayram ziyareti ardınan.
yasemin ile özlenen muhabbet yelizde var tabiii...
üniversitede kurduğmuz hayal gerçekleşşti diye sevindik,
üniversitede acaba kocalarda anlaşabilirmi derken onlarda beraber muhabbet içinde...
eller havadaydı tabiiii...
yorgunlukla döndük...
hıııı unutmadan bayramın 3. günü kayınvalidemin evini çatıdan su bastı, kalorifer suyu...
ev batmış, henüz görmedik ama çok feciii..
neyse şimdi dinenip pazartesiye hazırlanma zamanı...
p.S: annede evini özleyip eve dönüncede annesi özleyen ben, bu özlem nereye kadar, ne zamana kadar sürer

13 Kasım 2010 Cumartesi

twitter

evet twitterı çözemedim. önce dondurdum yanlışlıkla kapatmışım. acmaya uğraşığ açamadım. yeni hesap aldım mecburen.
tatil başladım. ankara yolları gözüktü yarın yolculuk var

6 Kasım 2010 Cumartesi

öğrenmeli

hani konuşursun konuşursun.
sanki konuşdukça rahatlayacağını sanırsın.
anlatırsın sen cümleler kurarsında hatta bitmez o cümleler hep yenileri gelir. evirirsin, çevirirsin bir başta olur o kelime cümlede bir sondaa..
sen konuşdukca karşındaki seni anlar zannedersin.
sen konuşdukça içindekiler tek tek içinden uçup gidecek zannedersin.
ama bir bakarsınki...
senin evirip çevirdiğin, üstüne vurgu yapıp, sesini yükseltip alçaltığın kelimeler ağızdan çıkdığında aynı etkide ilerleyipde girmemiş karşıdakinin kulağına...
her insan anlamak istediğini, kendi alabileceğini almış sadece...
bakıyorum şöyle bir hayata yaşamışlıklar yaşanacaklarda çıkarılacak derslerin bir bildirgesi olmuş, herkes yaşadığının içinde kavrulmuş, savrulmuş, yoğrulmuş.
bir film, bir kitap, bir konuşmanın etkisi herkezde farklı, anlaşılan, yorumlanan farklı olmuş.
sanırım bu hayata renk katan şey...
sen konuşdukça çoğalırsın diye bilirdim, paylaşdıkça çoğalcağımı düşünürdüm.
kimi yerler, kimi insanlar için bu böyleyken, bazen geçersizmiş bunlar.
sen sadece kendini doldurmuşsun, gördüklerin, yaşadıkların, konuşdukların karşısında..
bu birikimlerde tecrube olarak insanı büyüten şeyler

2 Kasım 2010 Salı

dik

hayatta herşey senin dik drmanla alakalı..
eğer sen dik durursan senin karşında eğiliyor diğer herşey ,
heleki azıcık eğil bükül, karşında ne diklikdekileri görüyorsun.
işte güçlü olmak lazım. öyle her şeye canını sıkacak kadar uzun eğil hayat.
ne istiyorsan onu yaşayacaksın. başkaları için değil kendin için yaşayacaksın bu hayatı..
dik eğilmeden bükülmeden

29 Ekim 2010 Cuma

google

google çeşitli günlerde böyle süprizler yapıyor ya hani..bu süprizi çok beğendim.nasıl sizde beğendiniz değil mi?
hepinizin CUMHURİYET BAYRAMINI KUTLARIM.
p.s: google alıntı

27 Ekim 2010 Çarşamba

susssss

konuşma artık diyorum. o kadar çooook konuşdukdan sonra içimdekini attıkdan sonra ancak...
ben rahatlıyorum konuşup, anlatıp...
acaba anlattıklarmda benim gibi unutuyor mu???
yok sayabiliyormu anlattıklarımı???
hiç olmamış, hiç o an yaşanmamış gibi...

23 Ekim 2010 Cumartesi

hani bazen

hani bazen susarak anlatırsın derdini...
hani bazen konuşarak anlatırsın...
anlatırsın, anlatırsın evet bu sefer anladı dersin ama yok anlamadığını gördüğünde
sinirlenirsin, kızarsın bağırırsın...
oysaki bu sinirlenme bağırma onu sevdiğindendir.
hatta bütün o konuşmalar, defalarca anlatmalar hep değer verdiğindendir.
değer vermesen konuşurmusun.
sen konuşurken kırılırsın, hatta kırarsın.
kırmak istediğinden değil, sırf üzülmesin, sende üzülme diye...
ama bazen ne seni anlar hayat, neden onu...
hayatı anlaşılmaz kılan hep kedimiz değilmiyiz.
her seferinden konuşmayayım deyip kendini tutamıyorsan...
susmak çözüm olurmu???

19 Ekim 2010 Salı

zaman

grip geçiyor gibi...
baş ağrısı devam...
iş yoğunluğu artarak devam etmekde....
pilates devam ( 2 hafta bitti)...
kitap okuyamamaya devam...
üşengeçlik gitsemmi, kalsammı arasında...
istekler hiç tükenmiyor...
çikolata kaşık kaşık nutella :)))
tatil planları hayallerde...
sanırım seneye taşınacağım...
yapılacaklar listesi çoğalmakda...
yapılanlarsa yerinde saymakda...
planlar var gerçekleşeceği günü beklemekde...
zaman ise su gibi akıp gidiyor...
ben ise onu yakalamak adına nefes nefesee...

17 Ekim 2010 Pazar

burun akıntısı

evet bir haftadır üzerimdeki uyuşukluk yorgunluk halsizlik sonunda kendini ortaya çıkardı...
nedeni sabah kendini gösteren bademcik şişliği ve bu saate kadar etkisini gösterdi. şimdi baş ağrısı göğüs ağrısı, burun akıntısı evet kocanın ardından bende şifayı kaptım. grip...
işte bu yüzden sevmiyorum kışıııı, sonbaharı...
işte bu üst üste gelen hastalıkdan biran önce iyileşmek, üzerimdeki uyuşukluğu soyunup bir daha üzerime gelmemesi için uzakda bir yere fırlatmak istiyorum.
dinlenmek ve bunları yapmak için son bir gün pazarı iyi değerlendirmem lazım.
pazartesi yine yoğun bir iş telaşına başlıcaz...
neyse zamanın hızını yavaşlatıp pazarı iyi değerlendirmem lazım.
hepinize iyi pazarlar

15 Ekim 2010 Cuma

yorgunluk

yorgunluk ağrı ve geçen 1 ay...
aşkım hasta üzerinde en sevdiği battaniye karşısında lig tv yatıyor...eee bu yağmurda yapılacak en güzel şeyde bu zaten..
bende halsiz, baş ağrısı, karın ağrısı diğer kanepe bana göz kırpıyor. birazdan dayanamayıp atıcam kendimi ama önce uzun zamandır giremediğim nete yanımda kahvem ile biraz keyif yapdıkdan sonra...
uzun zamandır içmediğim kahve elimde uzun zamandır bakamadığım net..
hani bahar yorgunluğu var ya bendeki kış yorgunluğu sanırım.
bugun hissettiklerim tam anlamıyla hayal kırıklığı mı? değil...
olmasını istiyormuydum çok...
artık bir dahaki sefere...

13 Ekim 2010 Çarşamba

ne kadar zaman

ne kadar uzun zamandır nete girmiyorum. giremiyorum. aklım nette ama bende derman yok.
ne yapıyorum hiiiçççççç koca bir hiççç.
işte ankaranın yorgunluğunu atmaya çalışıyorum haftada 2 gün pilates, diğer günler iş...
offfff sonbahar, yağmur, kapalı hava benimde içimi kararttı.
sabahları uyanmak yatakdan çıkmak istemiyorum. işler çok yoğun işe gidiyorum kendime gelmem zaman alıyor. canım iş yapmak istemiyor, işe gitmek istemiyor.
sonbahar etkisi diyorum.
kışlıklar çıkacak, ev düzenlenecek, yazlıklar kaldırılacak. yağmur çizmelerim çıkacak (ama nerde olduğunu bilmiyorum :))))
hele bugun kendimi dayak yemiş gibi hissediyorum. her yerim ağrıyor. pilates etkisi sanırım.
nasıl midem var, her geçen gün kendini aşarak beni bile şaşırtıyor.
biraz önce 5 adet salatalık turşusu yedim. hemen ardındanda nutella kaşıkladım. yerken sorun yok nefisti tat. ama buraya yazarken bile ıyyyyyyy yapabiliyorum. ne mide ama....
ne kadar zamandır kitap okuyamıyorum.
neyse uzun kış geceleri beni bekliyor...

11 Ekim 2010 Pazartesi

bir ankara macerası sonu

yoldan geldim. eşyaları yerleştirme..
evim evim sıcacık evim.
neydi o buzzzzz gibi ankara soğuğu...
ankaraya gittik ama koşturmaca geçti. buradan kalabalık gidince bir orada bir burada planlar uygulanmadı. ne ebruşu, ne anneannemleri görebildim.
neyse bir dahakine dedik.
dinlendim mi?
yok orası senin burası benim derken yoruldum hemde çok.
ama ankara soğukda olsa içimi açıyor benim.
1 ay sonrası ankara daha güzel olur. nergisler sokaklarda, kestanede çıkar, elimi ısıtarak yerim. her adımda nergis kokusu ısıtır üüşüyen içimi ...

28 Eylül 2010 Salı

karar

karar vermek ne kadar zor.
bir karar verdik. kuzum askere gidecek aralık'da...
teciller bozuldu. karar aldırıldı. şimdi biz karar verdik.
ama her hafta çıkan haberler yüzünden canımızda sıkılmıyor değil.
tek tip askerlik...çıkacak mı? çıkmayacak mı? çıkacaksa bize denk gelecek mi? gelmeyecek mi?
böyle saçma sapan düşüncelerle bir seviniyoruz, bir üzülüyoruz.
nasıl diyorum. evet askerlik vatan borcu, herkes gidip yapacak.
ama belki kendi açımdan bakıyorum bilmiyorum ama askerlik 6 ayken, bir sürü insan 6 ay yapmışken şimdi neden değiştiriyorsun. daha öncekiler 18 ay- 24 ay- 15 ay yapan bir sürü insan var neden bir kısaltıp, bir uzatılır ki. insan neden umutlanır, sonrada ümitleri karartılır anlamıyorum. evet tek tip yapacaksan. 15 ay yapanınkini kısalt onuda 6 ay yap.
bir tarafı sevindiriken neden bir tarafı üzüyorsunuz anlamıyorum.
kararlar neden bu şekilde ...
kpss dede aynı şey, insanlar bir ümitle sınava girdi. sadece bir bölümün soruları çalındı diğerinde bir şey yok. nasıl oluyorsa anlamıyorum. sadece bir bölümün sınavı iptal oluyor, sınav yeniden yapılıyor,üstelik soruları çalanlar bulunamadan. nasıl bu kadar basit olabilir mi?
eğitim sisteminden biraz bahsetmiştim. batıdaki okulda aynı sınıfta 3-4 , 4-5 i okuyan çocuklar, ortaokulda başarısızken sınıfını geçen ama ortaokulu bitirdiğinde puanı düşük diye hiçbir liseye kayıt olamayan gençler...
anlamsız anlamsız olanlara bakıyorum. çözüm bulamıyorum. elimden hiç bir şey gelmiyor.

26 Eylül 2010 Pazar

beklerken-ararken

ne yazsam diyorum. nasıl anlatsam...
günler geçip gidiyor çoğu zaman yetişemediğim arkasından koşup yetişemediğim koskoca ama kısacık günler. çoğu zaman insanlara endeksli, gönülden neler geçiyor özlenen insanlar var içimde, görüşmek istenen ama görüşülemeyen...
insan çoğu zaman zorunlulukları yerine getirmekden kendine ait zamanı yaşayamıyor.
zamanı yakalamak, zamanı denk getirmek bunlar değişik kavramlar...
bu aralar okulların açılması ile çevremden duyduklarım beni üzüyor. üstelik çevremde bütün bunlar olurken çevremdeki insanların kayıtsız kalıp bunları normalmiş gibi görmeleri daha acı...
en son duyduğum: ortaokulu düşük puanla bitiren bir çocuğun, puan yetmemesi yüzünden hiç bir liseye kaydolamaması, ne meslek lisesi, ne ticaret lisessi, ne normal lise yok hiçbiri...
okul hayatı bitti. belkiden daha sonradan oyundan aklını kurtarıp derslerine çalışacaktı o yavrucak. neyse işte bu eğitim sistemine aklım ermiyor, canımda sıkılıyor.
arıyorum bekliyorum yetmiyor zaman

24 Eylül 2010 Cuma

sonbahar

sonbaharı sevmem ben hep biraz hüzünlü gelir bana...
hele birde çalışıyor olunca, artık güneş girmez olur uyandığın saatte eve gece uyanmışlık hissi, o uyku halinden kurtulamama uykuya doyamama, sıcacık yataktan soğuk hava çıkmama isteği...
sonbahar bir tür kışa hazırlık gibi geldiği için sevmiyorum belkide, aslen kışı sevmediğimden, kışın habercisi olan sonbaharı sevmiyorum. güzel yanları yok değil aslında kızaran yapraklar, yağan yağmurla dökülen yapraklar ve sokaklarda yürüken hışır hışır yaprakların ezilişinin sesiii...
eskiden severdim daha bi, artık sevmiyorum. yaşadığım yerle alakalı belkide zaten yapacak çok bir şey olmayan bu şehirde gündüzleri daha bir kısalıp geceleri uzayınca, hava daha da bir soğuk olunca yapacak hiç bir şey olmuyor bu şehirde...
sabah geç aydınlanan hava, sis içindeki şehir içime kasvet veriyor burada...
kömürün etrafda bırakdığı is, kömür kokusu, şehirin üstünde bırakdığı sis...
bunlardan dolayı göremez oluyorum belkide sonbaharın güzelliğini tıpkı hayatta bir sonraki (gelecek olana) takılıp o anın tadını çıkartamamak gibi...
p.s: 5 yıllık dolgularım hafif kendini belli edince yenilendi. ağrısından bir şey yiyememe...
uykuya doyamama, uyku isteği, halsizlik hepsi sonbahar belirtisi, sanırım vucudum mevsim geçişlerinde çok etkileniyor.
dünya sana gönderiyorum isteğimi: daha sıcak bir havanın olduğu ve denizi olan bir yerde yaşamak istiyorum. ondan önce aşkımın iyi bir yere gitmesini (anladın sen :))))

20 Eylül 2010 Pazartesi

nerde yaşıyorum

yer: iç batı anadolu ile doğu egenin kesiştiği yer diyebiliriz.
beldede çalışıyorum ben tunçbilek'de kömür şehride denilebilir.
tunçbilek beldesinde 4 adet ilkokul bulunmakda...
bugün okullar açıldı, duyduklarım karşısında nerde yaşıyorum ben dedim.
iş arkadaşım çoçuğunu 2. sınıfa verdi, eee bugün okulların açıldığı gün olduğu için. ilk günü okula gidildiğinde öğrendiği şey şu:
okulda 1. sınıfa başlayacak öğrenci sayısı 7 olduğu için,
2.sınıf ile 3. sınıflar beraber ders göreceklermiş.
4.sınıflar ile 5. sınıflarda beraber aynı sınıfda ders göreceklermiş.
okulda boş sınıf var, öğretmen var. ama yönetmelik böyle olduğu için bu uygulanması gerekiyormuş, ayrıca tunçbilekde olan bir diğer okuldada aynı sorun varmış, tunçbileğe yakın bir köydede inanamadım. kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz dedim. tamam daha önce böyle haberleri tvden izlemiştim. doğuda böyle şeyler oluyordu. ama ben bunları hep sınıf olmadığından, öğretmen olmadığından diye biliyordum. bir öğretmen 7 kişiye ders anlatamazmış, yazık, o sınıfı kapatıp, bir öğretmene 2 farklı sınıf verip, boşa çıkan öğretmenide başka yere gönderiyorlarmış böyle bir durumda...
böyle şeylere hiç alışkın olmadığım için, biz 40 -50 kişilik sınıflarda öğrenim gördüğümüz için bana çok garip geldi...
üstelik oturduğun yer dışında başka bir yerdede okula gönderemiyorsun çocuğunu, ikamet ettiğin yerde göndermek zorunda olduğun için.
yaaa arkadaşım ya taşınacak, yada oturduğu yere 30 dak. uzaklıkda bir özel okula gönderecek çocuğunu...tamam o gönderdi diyelim. diğer çocukların suçu ne???
bu sorun çok kolay çözülebileceği yerde, aynı sorun yaşanan 2 yada 3 okul birleştirilip bu sorun ortadan kalkacağı yerde, okulun ilk günü insanları dumura uğratacak bu durumla karşı karşıya kalmak çok acııı....
hayat öyle garip ki, işte nerde yaşıyorum, nasıl bir yer dedirtecek bu durum nasıl çözülecek çok merak ediyorum.

15 Eylül 2010 Çarşamba

denge

evet tatil sonrası alışma turları devam ederken sonunda tam bugun alıştık derken haftasonuna geldik. işte yazdan kalma son günler tadını çıkarmak lazım. bu haftasonu hava güzel olacakmış.
bişeyler yapmak lazım...içimde planlar var ama yapılabilitesi az olanlar onlar bakalım hangisi ne zaman olacak.
şimdi evde cips, bira ve halka soğan 3lüsü ile sevgili ile keyf yapıyoruz.
hayallerin peişinden gideriz.

14 Eylül 2010 Salı

gelişim

hep daha iyisini yapabilirmiyim dedikçe kimi zaman kendini aşıp, kimi zamanda geriliyor insan.
ama yinede gelişim konusunda hissettiklerim daha çok açlık , doyuramıyorum bu konuda kendimi kısıtlı bir ortamda yaşadığımdan kaynaklı yapmak istediklerim burada olmayınca, yok diyorum ama burada yapabileceklerimide göremiyorum bazen...
buradakiler öncelik sıramda gerilerde olunca, ilk sıralardakilere takılıp kalıyorum sanırım.
yapmam gerekenler, yapmak istediklerim listemdekiler çoğaldıkça çoğalıyor.
çoğu zaman ertelenen bu istekler listesi uzayıp gidiyor.
ama şunu biliyorum ki...
düşün, iste, hayal et, çağır ki olsun.
istediklerim şimdi sırayla aklımda, istiyorum, hayal ediyorum...

13 Eylül 2010 Pazartesi

internet

oysa ne kadar da hayatımdaymış...
insan farkında oluyor ama eksikliğinde hissettikleri daha bir ayrı...
kaç gündür olmayan internet düzeltme çabaları bayramda bulunamayan bilgisayarcı...
bilgisayardan anlamayan biz ve ne kadar eksik olduğumuzu anlamamız ama aynı zamanda eksikliğini iyice hissettiğimiz sanal alem...
işte mayış mayış o koltukdan bu koltuk, o çayır bu çimenin ardından.
her sabah geç saatlere kadar yatılıp, uyandıktan sonra bütün bir yaz yapılmayan, yazın geçip bittiğ telaşıyla daha da geç kalmaktan korkup her sabah keyifle yapılan balkonda yapılan kahvaltı ile geçti bayram...
P.S: ve söz verildi bazı şeylerin değerini geçip gitmeden anlamaya bu yürek!!!!
ardından yola çıkılan afyon yolculuğu iile bayramlaşmalar...
bu tatilden sonra hala tatile doyamayan, plan ve hayallerini gerçekleştiremeyen bu bünye bir dahaki tatile dedi....