4 Haziran 2009 Perşembe

sakin olmayı öğrenmek

evet bunu öğrenmeliyim.
duygularımı kontrol altına almayı uzun zamandır deniyorum. hani sinirlendiğinde içinden 100'e kadar sayarsın. yada başka şeyler düşünürsün. ben bir süredir. sinirlendiğim bir olay olduğunda her zaman yapmaya çalıştığım gibi bu olay neden? olmuş olabilir. bu kişinin kendine göre düşündüğü bir şey varmı? ne demek istedi diye bir sorgulamaya gittiğimde zaten o an tepki vermiyorum. ama hesaplaşmanın sonunda gerçekten o insanın haksız olduğuna karar vermişsem (doğru yada yanlış ) ve olayın üstünden zaman geçmişse o zaman daha fazla sinirleniyorum zamanında tepki veremediğim için. işte onun için hangisi doğru bilemedim.
ustalar sonunda fayansları bitirip çıktılar 2 gündür boyacıyı bekliyoruz bu seferde...
artık ne zaman gelip boyarsa; panik olmamak, sinirlenmemek için ilgilenmemeyi seçiyorum.
ne zaman gelirse gelsin. ev ne zaman biterse bitsin.
acaba bu yaştan sonra bir insan rahat olmayı öğrenebilir mi?
son 23 gün kaldı.
dün mutfak dolaplarımızda geldi. çok güzel olmuş, çok beğendim.

2 Haziran 2009 Salı

kafayı yemek üzereyim

evet ev hala yapılmadı. ustalar beni çıldırtıyorlar. anlatılanı anlamıyorlar, her şeyi yanlış yapıyorlar ve çok yavaş yapıyorlar. ayrıca yanlış yaptıklarındada çok ilginç çözüm önerileri üretiyorlar.
mesela bulaşık makinasının üstüne tezgah gelecekti. onu unuttukları için çözüm olarak bulaşık makinasını banyoya koy dediler. :)
en fazla 20m2 lik alana fayans döşeyecekler bugün 5. gün hala fayans işi bitmedi. fayans işi bitmediği için boyacı eve girip boya yapamıyor. boya yapılmadığı için mutfak dolapları takılamıyor. ve çarşamba günü yani yarın benim eşyalar gelicekti. pazartesi gelsin diye iptal ettirdik. ama pazartesiyede bütün bu işler yetişmeyecek. evet bu durumda bende çıldırmak üzereyim.
neden rahat olamıyorum ki. birazcık rahat olsam ne olur sanki...
herşey olduğuna varıyor değil mi? rahat olup düşünmemek en doğrusu sanırım.
ama daha perde yapılacak. karar vermeside çok zor...
offff yani

27 Mayıs 2009 Çarşamba

karışık duygular

evet parmağımı kırdım yaklaşık 3 hafta olacak düğün öncesi birde bununla uğraşıyorum işte...
neyse nazar diyorum artık.
aklımda yapılacaklar, alınacaklar listesi... düşünüyorum şu bununla olurmu. bunu nereye koysam evi nasıl yerleştirsem diye düşünceler bir yandan kafamda...
2 gündür konuşmaktan sıkıldığım, artık evim bitsin içine yerleşeyim diye can attığım bir durum söz konusu, daha öncedende sorun yaşadığım ev arkadaşımın, söyledikleri ile uymayan davranışları karşında nasıl davranacağımı şaşırdım.
zaten evde çok vakit geçirmiyorum. çok fazla paylaşımda bulunmak istemediğim için ve koşturmacamız çok olduğu için eve sadece yatmadan yatmaya gidiyorum.
sağ baş parmağının önemini parmağım kırıldığında anladım. allah kimseye yaşatmasın, ne kadar önemli bir işlevi varmış. neredeyse hiç bir şey yapamaz duruma düşüyorsunuz. şampuanın kutusunu sıkamıyorsunuz yıkanmak için...
bu durumda birde günüm olunca bir çok şeyi hazır sipariş verdim. ama arkadaşlarım yardımcı oldu. servis konusunda tabiii ev arkadaşım çok şey yaptı. sonrasında evin toplanmasında bundan dolayı zaten çok mahcuptum. ama bunun konusunu yapması beni üzdü. bunu bana değilde başka bir arkadaşımıza söylemiş. bana çok fedakarlıkta bulunmuş parmağım kırıkken ve kendi için yapmayacağı şeyleri yapmış... neyse teşekkür ediyorum kendisine :(
bu sabah haberler için tv yi açtığımda karşıma çıkan haber karşında durduklarım ve hissettiklerim garip,
askerlik 12 aya çıkıyormuş, sevgiliden geçirilecek 6 ay diye alıştırmışken kendimizi, şimdi 12 aya çıkacağı söyleniyor. umarım çıkmaz, yada sevgili 6 ay gider ve gelir. çok mu bencilim, askerden kaçmak gibi bir şey değil bu...tabiki gidecek ama insanın kendini alıştırdığı bir şeyin değişmesinde hissedilenler...sağ salim gidip gelmesi dileğiyle...
ne olur süre artmasın....

26 Mayıs 2009 Salı

kendini sorgulamalar

çoook yorgunum ve uykusuz...
cuma akşamı gün sırası bendeydi... konu döndü dolaştı kendini tanıma, kendini sorgulama...
ve bu muhabbet üzerine gecenin 2,30 una kadar sürdü...
hayat ne kadar ilginç, etrafta bir sürü insan var, her kez aynı yerde yaşıyor, aynı gökyüzüne bakıyor... ne farklı düşünceler sahip, ne kadar farklı doğruları var... söylenilen bir cümleyi dinleyen 8 kişi ne kadar farklı anlayabiliyor. işte belkide bu farklılıklar renk katıyor hayatlarımıza...
bu farklı duygular, farklı düşünceler içinde insanlar aslında ne kadar iyi anlaşıyor diye düşündüm.
anlaşılmak ve kendini anlatabilmek= iletişim ne kadar farklı, ne kadar güzel bir şey...
aynı dili konuşup, derdini anlatamadığın insanların içinde yinede anlamaya çalışıyorsan onları güzel olanda bu. her farklılık farklı bir bakış açısı, her farklılık farklı bir tanım, her farklılık kendini bir çeşit sorgulama yaratıyor insanda, ben inanıyorum ki bu farklılıklar olgunlaştırıyor, büyütüyor, bazen incitiyor, bazen güldürüyor ama en çokda öğretiyor.

merhabalar

uzun zamandır yazamıyorum.
biliyorsunuz telaş koşturmaca birde bu arada düştüm ve parmağımı kırdım. hala kaynamadı.
neyse nazar diyoruz. ev hala tadilatta yeni başlayabildiler ancak umarım bitecek.
eşyaları aldık eksikler var yavaş yavaş tamamlamaya çalışıyoruz. gelinlik bitmek üzere
daha 1 ay var diye bende çok heyecan yok.  belki zaman kısaldıkça heyecan artar bilemiyorum.
sizler neler yaptınız? sizleride gezeceğim.
şimdilik hoşçakalın

4 Mayıs 2009 Pazartesi

koşturmaca devam

evet hepinize teşekkürler..

iyi dilekleriniz için teşekkürler. evet 4 gündür ankaradaydım. dün döndüm. canım arkadaşım balkızımla görüşemedik ama onun yanımda olduğunu bilmek güzel....

evet işte eşyalar, gelinlik ve daha bir sürü şey için koşturdum. eşyları beğendik. evimiz yapılıyor. inşallah biran önce bitmesi için uğraşıyorum ama daha çok işi var. haftaya eşyaları alacağız bir aksilik çıkmazsa ... sonra perdeler, avizeler, halılar...

bakalım. küçücük bir evimiz var. sevgili şirinlerin evi gibi olacak herşey çok küçük diyor. 

tabiii bu süreç evin yapılması, ustaları yönlendirmek, istediğini anlatmak, işin zamanında bitmesi için uğraşmak bunların takibi zor. inşallah en kısa zamanda hallederim. sizlere uğrayamıyorum. ama gezeceğim en kısa zamanda hoşçakalın

23 Nisan 2009 Perşembe

merhabalar

evet bir süredir sizlerden uzaktım.
internetim yok artık bu yüzden bir süre size aralıklarla yazı yazabileceğim.
bu arada tabiii birde evimiz var artık bizim. şimdi onu yaptırmakla uğraşıcağız. bir sürü işimiz var yaniii. önce ev yapılacak. bu arada eşya bakılacak. geçen hafta gerçi inegöle gidip eşya baktık .. hatta beğendim bileee... önümüzdeki haftasonuda ankaraya gidip bakacağım istediğim siyah ve beyazdan oluşan bir ev döşemek. bakalım nasıl olacak çok heyecanlıyım. umarım herşey güzel olur. tabii eşyalar ev döşenecek. gelinlik. davetiye, nikah şekeri oooo bir sürü işşş
ama güzel şeyler...
şimdilik çoook heyecanlyım. inşallah herşey yolunda gider bir sorun çıkmazda kolayca hallederiz.
hoşçakalın

15 Nisan 2009 Çarşamba

galiba

insan sürekli aynı şeyleri yaşarken, insan sürekli aynı şeyleri düşünerek kendini boğuyor sanırım.
ve boğulduğunda bir arkadaş, bir dostun bir tek kelimesi belki kendine getiriyor.
hayatın beni hep zorladığını düşündüm. ve acaba bir tek ben mi bu kadar zorlanıyorum diye düşünmeden edemedim. ama galiba insan bunu fark edemiyor, insan hayatı bazende kendi kendine zorlaştırıyor. belkide yaşadığım olayların karşısında verdiğim tepkiler olayları dahada karmaşıklaştırıyor. yani kendim zorlaştırıyorum kendime hayatı...
yaşadıklarımı o an çözemiyorsam. çözene kadar benimle gidiyor. belkide benim çözemeceğim şeyleri çözmeye çalışıp kendime fazladan bir misyon yüklemem beni zorluyor. bazı olayları kendim, kendi davranışlarım zora sokarken. bazı olaylarda benden kaynaklanmıyor. ama rahatsız olduğum için ben çözmeye çalışıyorum...
neyse canım dostum balkızım.
insan kendi dertleriyle uğraşırken, seni unuttum sanma...hep aklımdasın.
insan ne kadar uzaktadada olsa, aynı noktadadan bakabildiğini, aynı yerde durduğunu, hep düşündüğü biri olduğunu, onu düşünen bir dostu olduğunu bilmesi içini rahatlatıyor.
bazen öyle şeyler düşünüyorum ki... bunlarııı ne birine söyleyebiliyorum. ne yazabiliyorum. sadece düşünüyorum. sanki ağzımdan çıkarsa uçuveririse o kelimeler, bir şeylerin yanlış gideceğini, olumsuz olayların başıma geleceğinden korkuyorum. sanki bir büyü bozulacakmış gibi...belkide kendimin kabullenmesi anlamına gelecek. burada o kadar çok şeyi, dilimin ucuna gelen kelimeleri yutuyorum ki... artık daha az konuşur oldum.
konuşmadan önce o kadar düşünür oldum. insanlar bu sözleri kendilerince şekiller verip o şekilde konuşacaklar diye korkuyorum. aslında belkide beni yoran burada çokda kendim olamamam.
belkide bu beni bu kadar yoruyor. işte böyle zamanlarda öyle ihtiyaç duyuyorum ki...
işte dost böyle bir şey sana anlatamasamda öyle zamanlarda aklıma gelmen bile, sanki sana anlatmışım gibi rahatlatıyor.
belkide artık daha az konuşmam büyüdüğüm için mi bilmiyorum. kimseye güvenemem bundan mı?
işte bu yüzden çok özeniyorum mavianne sizin ofisdeki arkadaşlıklara dostluklara...
bazen neden hala burada yaşıyorum ki diyorum. neden ankarada değilim. işte bkaçasım geliyor burdan. arkama bakmadan sanki arkama bakarsam yeniden tutup beni buraya çekeceklerinden korkarak. ama işte böyle zamanlarda burada olmama sebep, beni burada yaşamaya ikna eden bütün varlığıyla buna sebep olan sevgiliye sığınıyorum. ondan güç almaya çalışıyorum.
tekrar güç toplayıp, yeniden başlıyorum ta ki bir dahaki sefere kadar...

13 Nisan 2009 Pazartesi

gerginim

çok gerginim...
herşey sinirlerimi bozuyor.
sanki ben herşeyin doğrusunu yapıyorumda, insanlar yanlış biliyor.
sanki benim gittiğim yol doğru insanlar ters tarafa gidiyor, üstelik birde yanımdan geçerken bana el sallıyor yada nanik yapıyor.
hep bir şeyler ters gidiyor sanki ve etrafdaki her kezde bunun farkında ama herkez susuyor.
konuşmayım diyorum. ama haksızlıklara dayanamıyorum.
enayi yerine konulmaya katlanamıyorum. ne benim. nede başkasının.
düğüne 3 ay kaldı... ben daha hazırlıklara başlamadım. şimdiden tutuştum. benim gibi aceleci. buluşmaya bile 15 dak öncesinden gidip bekleyen bir insan için bu süre katlanılabilecek bir süre değil. ama üzerimde öyle bir rehavet ve gerginlik var ki bunları düşünmek bile beni yormaya yetiyor. en başındanda belirsizlik ve kararsızlık. hayatımın hiç bir döneminde bu kadar kararsızlık yaşamamıştım. her şey zincirleme birbirine bağlantılı...
domino taşı gibi ilk hareketi bekliyoruz.
hangi evde oturacağıma bile karar veremiyorum. böyle küçük bir yerde eve karar veremiyorsam. büyük bir şehirde olsam ne yapacaktım bilemiyorum.
insanların rahatlıkları beni uyuz ediyor. yok anacım ben bu işi yapamıyorum sanırım.
yapılacak bir iş varsa hemen bitmeli. o iş için insanların uyuz tavırları beni sinir ediyor.
yapmamız gereken bir iş var... bu 7 kişilik bir gruba dağtıldı. bu ilk parti acil olan kısmı. 7 kişilik gruptan 5 kişisi bitirdi ama bağlantılı bir iş olduğu için diğerlerininde bitirmesi gerekiyor. diğer 2 kişide biri geç başladı işe ve normal olarak bitiremedi. diğerleri sürekli saçma sapan itirazlar ve gezmeleri yüzünden bitiremediği için diğer bitirenler bölüştürdük işi ama adamlar başkaları bizim işi yapıyor diye dahada bir rahatlar... ve işin kötüsü işi zamanında bitirenleri ödüllendirme diye bir şey yok. ne kadar kötü bir durum.
işte sizide sıktım.
ama acayip bir ruh hali içindeyim. günümüz insanlarında sanırım sorumluluk duygusu eksik...
yada bende fazla gelişmiş. bilemiyorum. bugunlerde yaptıklarım ve yaşadıklarımı düşündüğümde... böyle başkasının sorumluluğunda olan işleri kendim yaparken bulduğumda kendimi çok kötü hissediyorum. hele birde senin yaptığın işi bir başkası (yani hiçbirşey yapmayan biri) üstlenip onu kendi yapmış gibi anlattığında resmen araya girip ona yuhhhh utanmıyormusun kocaman adam olmuşsun, birde yalan söylüyorsun dememek için zor tutuyorum. ve sinirden kuduruyorum.
bugun bu işi yapan ve işini bitiren bir arkadaş kendi işini yaptığını ve başka bir iş yapmaycağını söyledi. diğerlerinin kalan işinide diğer gruplara dağıttığımızı ve işin acil olduğunu söylediğimde yapmayacağını söyleyip gitti. sonra müdür neden bu geldi işi bittimi dediğinde kendi işini bitirdiğini ve diğerlerine bölüştürdüğümüz işten onada verdiğimizi ama yapmadığını söylediğimde... müdürle konuştuğunda bizim ona iş vermediğimizi söylüyor adam.
bu kadar yalancı, çıkarcı, düzenbaz insanların içinde nasıl iş yapılabilir.
ve sen iş yaptığında neden bu kadar çalışıyorsun diye sorgulandığın bir kurumda bazen ben iş yaptığım için kötü ben oluyorsam, ve sinir oluyorsam. galiba çalışmamak daha iyi üstelikte yaptığım işleri başkaları üstlenip bunundan çok güzel prim yapıyorlarsa ....ve bende kendimi enayi gibi hissediyorsam. susmak, sadece işin gerektiği kadarını yapmak, hatta bazen yapmamak gerekiyor diye düşünüp ama iş geldiğinde kendimi helak edecek şekilde iş yapıyorsam ve birde üstüne geriliyorsam. bendemi sorun.....
offff çok gerginim. ne olur herşey bir düzene girsin...şu domino taşını ilk hareket biran önce verilsin....herşey tıkır tıkır bir düzene girsin....
hala umudum var...
acaba hayatımı bu kadar zorlaştıran benmiyim???
yoksa yoksa bana mı hep zorları denk geliyor.????
yoksa herkezin mi hayatı zor???

12 Nisan 2009 Pazar

baharın getirdikleri

bahar insanlara neler getirir bilemem.
neden insan kıştan yaza geçişte bir yorgunluk hisseder sanki bünyesi alt üst olur bilemem.
ama ben bunu kuşların göç edişine benzetiyorum. ben sanki her bahar içimde bir göç yaşıyorum.
kendimi bulmak için aramaya başlıyorum. teker teker keşfe çıkıyorum sanki bir senenin bana neler kattıklarını arıyorum. onları bulup keşfettiğimde sanki daha önce kendini fark ettirmeden bünyeme giren bu özellikleri sindirmek. yeniden bir devinim ve kabulleniş yada vazgeçişin yarattığı bir sancı kaplıyor içimi...
bu kendi içinde yapılan yolculuk işte göçe benziyor. koskoca ama çabucak geçen bir sene insanın üstünde bu kadar iz bırakabiliyor. işte bu izleri özümsemeden yaşamak belkide yorgunluk yaratıyor. o insanın içindeki dağınıklık ve karmaşalıkta bir bahar temizliği gerekiyor. nelerin olduğunu bile unutuyor insan herşey birbirine girmişken onlar teker teker düzenliyor yerli yerine koyuyor. gereksizleri atıyor. işte bende böyle bir geçiş oluyor sanırım.
haftasonu busenin deyişiyle keyf yaparak geçti. spor yaptım. şimdi her yerim ağrıyor.
mangal yaktık. yedik yedik. yaptığım spor işe yaramadı :)
film izlemeye kaltım. sonra göz kapaklarıma engel olamayınca filmde gitti.
birazdan sizler neler yapmışsınız bakacağım

8 Nisan 2009 Çarşamba

ahh bu bahar ve terbiye

evet buralardayım.
yine yoğunum. annemleri yolculadıktan sonra yine burda ve yoğn günlerr...
işler yoğun. hava kapalı ve yağmurlu bense yorgun ve uykucu...
ne oldu bana böyle diyorum. saat 9 da uykum geliyor. ve uyumak istiyorum. hep bir yorgunluk ve canım hiç bir şey yapmak istemiyor. bir tek yemek yemek ve uyumak. geçen hafta yaptığım istikrarlı ejimden eser kalmadı diyebilirim. içimdeki büyüyen o yeme isteğine engelde olmaya çalışsam, çok başarılı olamadığım kesin.
bu aralar yapmaya çalıştığım. yada olmaya çalıştığım halimi pek uygulayamdığım kesin.
sanırım. hem nefsimi, hemde kendimi kontrol etme yolunda adımlara acilen başlamam gerekiyor. belki buraya yazarsam daha sık hatırlamam da yardımcı olur.
1) sakin olmam gerekiyor, her kızdığım olayı söylemeyip, susup güzelce içime sindirdikten sonra yapmam gerekenleri düşünerek konuşup ona göre davranmalıyım. ( aklından geçenleri söylemek dobralık, için neyse dışında o demek değil sanırım. insanlar işine gelmeyenleri duyduklarında sadece gıcık oluyorlar)
2) istediklerimi karşımdakine direk söylemeliyim, onun anlamasını, hatta onun düşünmesi beklersem... hayatımın sonuna kadar bekleyebilirim.
3) bu konuda kendimi terbiye ederken bana yardımcı olacak kitapları okumalıyım (tavsiyeniz olursa sevinirim)
4) sabırlı olmam gerekiyor. sabırlı, sakin ve rahat... (benim gibi yerinde duramayan, kafamda olan bir işi bitirmeden rahat edemeyen ve sürekli içimde beni dürtükleyen bir şeyler varken bunu nasıl yapacağım bilemiyorum. sanırım o beni dürten şeyi bulmalıyım önce) :)))
5) hayatın, yaşadıklarımın e sahip olduklarımın kıymetini bilip, onlarla mutlu olmalıyım.
evet şimdilik bu kadar yeterli sanırım.
hoşçakalın

6 Nisan 2009 Pazartesi

hangisi doğru

içim sıkılıyor.
kendimi çok yalnız hissediyorum. anlaşılamadığımı düşünüyorum. ben başkaları için bu kadar fedakarlık yaparken. insanlar benim için ne yapıyor. bazen değer görmediğimi hissediyorum. kıymetimin bilinmediğini düşünüyorum.
istediğim şeylerin olmadığını düşünüyorum. yapım bu şekilde olmadığı için zarar gördüğümü bu kadar üzüldüğümü düşünüyorum.
hiç bir zaman kendimi düşünen istediğim bir şey için inat edip o oluncaya kadar değişik yöntemler deneyen insanlardan olmadım. ve bunu her zaman saçma buldum. istediğim şeyleri insanlara zorla yaptırmak yerine hep insanların bunu kendilerinin düşünüp yapmalarını istedim. çünkü ben söyledikten sonra yapılacak şeyin bir anlamı olmadığını düşünmüşümdür. ama sanırım yanılıyorum. benim yaptığım mı yanlış bilmiyorum. insanlar için kendi istediklerinden vazgeçip orta yolu bulmaya çalışmak demek. senin için bir fedakarlıkken, insanlar bu yaptığının farkında olmuyorlar. böyle oluncada sen vazgeçtiklerinle kalıyorsun.
neden böyle oluyor. yanlışı ben mi yapıyorum. bilemiyorum.
belkide kararlı olup, istediklerin konusunda direnmek daha mantıklı...
bilemedim hangisi doğru???

annemler geldiii

annemler geldi. :))))
cumartesi günü güneşli bir günde içimiz içimize sığamadı evde duramadık.
pazarı gezdikten sonra alıncakları alıp, sevgilinin işten çıkmasını bekledikten sonra mangal yakmaya gittik. kalabalıkta mangal yaktı. etrafta aç bir sürü kedi ile birlikte yedik. ama kediler sanki bütün bir kış aç kalmış gibilerdiiii. neyse ki doyurduk o pisicikleri... tabiii kendimizde doyduk.
daha sezon açılmamış, güneş gidince bizde donduk...
hava daha çokda sıcak değilmiş... mangal bile ısıtmaya yetmedi içimizi...
sonrada anne sıcağı ile dolu evimizde ısınmaya gittik.
muhabbet ettik, özlem giderdik,
sevgilinin anneannesi hasta olduğu için aklımız biraz onda kaldı...
inşallah biran önce iyileşir. :((((
pazar günüü keyfff yaptıkkk.
bir kaç ziyaretten sonra yağmura yakalandık. şemsiye bile yetmedi.
biraz ıslandık ama olsun.
güzel bir haftasonu geçirdik.
ama içim o kadar buruk ki...
bugün gidiyorlar ...
garip bir his var içimde, canım sıkılıyor.

2 Nisan 2009 Perşembe

eğitim

2 gün eğitim var. bugün ilk günüydü acayip sıkıldım. bir grafik üzerine bu kadar yorum yapılıp, bu kadar konuşulabilineceğini hiç düşünmemiştim. neyse dayanıyoruz artık.
sevgilinin 1 aydır önce babaanesi kalçasını kırdı ameliyat oldu (ama şimdi iyi). daha sonra anneannesi kalçasını kırdı ameliyat oldu, ama bugun öğrendik çok iyi değilmiş. umarım iyileşir düzelir. dualarımız seninle...
annemler ne zamandır gelmek istiyorlardı. çağırdım bakalım belli olacak akşama belki gelecekler. haftasonu onlarla beraber olacağım. özledim tabiiii
hava bugün kapalı ve yağmurlu yarında öyle olacakmış.
bugunden itibaren rejim olayına bir kez daha ciddi bir şekilde başladık. birazda yürüyorum. ve göbek hareketlerini yapmaya çalışıyorum. umarım sonuç etkili olur.

1 Nisan 2009 Çarşamba

AYNI SEFA KREMİ

evet biraz önce öğrendiğim bir habere göre ...
arkadaşım annesinin bir arkadaşının cildinin güzelliğinin nedenini sormuş. ne kadar güzel hangi kremi kullanıyorsunuz diye... işte cevap aynı sefa kremi olmuş.
ve biraz araştırdım. gerçekten yararlı gözüküyor. denemeye değer değil mi? üstelik bitkisel faydalarınıda aşağıya ekliyorum.
 AYNI SEFA KREMİ

Otama Aynı Sefa Kremi, içerdiği aynısefa özü, tarihinin eski dönemlerinden beri cilt için kullanılan en etkili bitkilerden olduğu bilinmektedir.

Cildi besler, kurumasını ve yıpranmasını önler.

Adale tutulmaları ve spor sonrası, Aynısefa Kremiyle yapılacak hafif masaj ve friksiyonlarla gerginlikler ve sertliklerin sona erdirilmesine yardımcı olur.

Otama Aynı Sefa Kremi cildinizin sağlığını korumaya yaşlanma ve güneşe bağlı hasarları düzeltmeye yardımcı olur. Cildinizin daha fazla nem tutmasını sağlar. Çillerin ve lekelerin görünüşünü düzeltmeye yardımcı olur.

İster yüzde olsun, ister boyunda veya vücudun herhangi bir yerinde oluşmuş sivilce, sivilce lekesi, cilt lekesi, kırışıklık, gibi sorunların iyileşmesine yardımcı olmaktadır. Cildin sağlıklı ve canlı görünmesine yardımcı olur. Cildin maruz kaldığı yaşlanma sürecini yavaşlatır. Var olan kırışıklıklarınızı azaltır.

Aynı Sefa Kremi daha canlı daha pürüzsüz ve daha yumuşak bir cilde kavuşmak isteyenler içinde mükemmel bir kremdir.

Aynı Sefa Çiçeğinde bulunan özellikler, sivilcilerle mücadele eden, oluşabilecek kırışıkları önleyen , var olan kırışıklık/güneş lekeleri/yüzdeki siyah lekeleri/sivilce izlerini büyük ölçüde kaybeden, cildi gençleştirip, yenileyen Aynı Sefa Çiçeğini içinde toplanmıştır.

yaptıklarım ve yapacaklarım



http://www.meltemarikan.com/

meltem arıkan çok severim kitaplarını yeni kitabı çıkmış merak ediyorum biran önce okumalıyım.

çook merak ettim.



http://www.kafeinsizkahve.com/

bu aralar takmış durumdayım damla sakızlı türk kahvesine ....



bu aralar funda arar dinliyor... özellikle ateş düştüğü yeri yakar ve yak geli seviyor.

balayına gidecek otel arıyor...bakıyorrr....
 


http://www.duvarkagididunyasi.com/

duvar kağıdı bakıyorrrrr

31 Mart 2009 Salı

KIŞ VE BAHAR



BU FOTOGRAFI ÇOK SEVİYORUM. KIŞTAN KALMA BİR FOTO BİZİM YAKINLARDA  BULUNAN GÜNEY KÖYÜNDEN GEÇEN DERE ACAYİP GÜZEL BİR YER.



İŞTE BUDA BAHARIN HABERCİSİ ÇİÇEKLER...
İÇİM KIPIR, ÜZERİMDE BİRAZ BAHAR YORGUNLUĞUDA OLSA...
YİNEDE GÜZEL..
BUGÜN ÖĞLEN AĞAÇ DİKTİK. KURUM OLARAK HER SENE AĞAÇLANDIRMA ÇALIŞMALARIMIZ OLUYOR. BU SENENİN AĞAÇLANDIRMA FAALİYETLERİNİN AÇILIŞINI BUGÜN YAPTIK. 200 TANE AĞAÇ DİKTİK. EN KISA ZAMANDA AĞAÇLARIMIZDA FOTOLARINI YAYINLARIM.

30 Mart 2009 Pazartesi

haftasonu


evet bütün bir haftanın yorgunluğunu stresini atmak için organizasyon cuma akşamı başladı. yemek güzeldi. eğlenemeyenler olsada, salon çok soğuk olsada, eğlenmeyi bilen için güzeldi, oynadık, depindik, kurt falan kalmadı. kadın kadına olduğu için kına gecesi havasındaydı... gece geç yatıp sabah erken kaltıktan sonra aile ile vakit geçirdim. sonra pazara ççıktım ve her yerde çağla aradım. ama maalesef hiç bir yerde yok. perşembe gününden manava çağla gelirse ayırması gerektiğini tembih ettiğim için koşa koşa manava gittim ama ellerim boş geri döndüm maalesef. 1 hafta önce ankarada acelem varken koşa koşa yolda gördüğüm iri iri çağlalar içinde kaldıııı... her sene manava tembih ettiğim çağlalar yüzünden adam benim hamile olup aş erdiğimi zannedecek.
cumartesi günü eskişehire gittik, yolda dura dura... güzel bir yolculuktu... gezelim, görelim ve eğlenelim turu denilebilir. hatta çok güzel fotolar çektik. bir ara onlarıda yayınlarım. tam albüm kapağı tadında fotolar oldu... :)
nadide teyzemin yaptığı enfes yemeklerden sonra kendimizi dışarı attık. eskişehirin güzel sokakları arasında dolaştıktan sonra eğlenceye devam, oysa daha dün kurtlar döktüğümüz sanarken. bizim kurtlar yeniden hareketlenmiş.
gecenin sonu tabiki onur işkembeydi...
sabah çok güzel bir kahvaltı bizi bekliyordu. sevgili afyonlu olmasına rağmen ilk defa afyonun/emirağın yumurtalı pidesini yedim. yumurta sevmediğim için ben pek haz etmesemde... sevgili tam 2 pide yediiii.... bunları nasıl yakacağız derken....
ilk tur eskişehir bilim teknik parkı oldu...
çok güzel bir park ve çok büyüknuhun gemisi ve korsan gemisi var bunun dışında çocuklar için eğitici değişik şeyler var. bazılarının ne işe yaradığını bizde anlayamadık ama olsun. ordan sonraki durağımız iseeee
kent parkta böyle bir sahil var. deniz kumu ile doldurulmuş. bakalım yazın nasıl olacak. parklar acayip kalabalıktı. oyunu kullanan herkez güneşli bir günün tadını çıkarmak için parklara koşmuştu... daha sonrada biraz alışveriş merkezleri gezdikten sonra sevgili ve ben yaşadığımız yere geri döndik. acayip eğlenceli ve yorucu bir haftasonundan sonra uykulu bir şekilde işe gittiğimde işteki yoğunluk uykumu açtı....
bugunde hava çok güzeldi. yarında 20 derece yaşasın yaz geliyor. içim kıpır kıpır...