29 Nisan 2010 Perşembe

leyleği havada gördüm

evet yarın sabah ankaraya gdiyorum.
annemleri özledim.
bu bir hafta nasıl geçti anlamadım.
hava kapalı soğuk. saahları resmen kazındım.
hergün evde birşeyler unutup çıktım geç kalmamak için.
bugün hava güneşliydi içim açıldı.
tatil planlarına başladım hemen..
ora buura şuraaa derken...
şeçenekleri birazda azaltık gibi...
en azından ne istediğimi biliyorum :)))
uzun zamandır ders çalışmak lazım diyerek ,yapamadığım yaptığım vicdan yaptığım kitap okuma keyfine artık kavuşabilirim...
şimdilik benden bu kadar yorgunluğun üstüne bahar yorgunluğu yaşayan ben...
yeniden yollardayım.
ankara yolları son bir aydır yaptığım yollardan sonra sen beni yoramazsın :::))))

26 Nisan 2010 Pazartesi

dün

evet dün ilk iş günümdü...
uzun süreli bir ayrılıktan sonra dün bütün gece uyuyamadım.
en son saate baktığımda saat 04:54 dü..
sonra uyanıp alelacele giyinmeye çalışırken birde boynumda sırtıma kadar tutuldum..
yatak odası darmadağın,üstümdekini beğenmeyip, ama tutulmanında etkisiyle çıkartamadım. tabiii geç kalmamak için koşturarak çıktım evden.
servise bindiğimde elimi çantama attım cüzdanımı evde unutmuşum...
hay aksii, işe gitmem izin almam, koşturarak otobüse yetişmem ve karşılamam gereken özel bir misafirim vardıı...
işe gitttim. müdür yokkk..
bekle, bekleeeee.
geldi geç kaldım geççççç..
daha eve gidip cüzdan alıcam..(neyseki bu koşturmaca için lamanyada yeterince tecrübe kaydettim)
izin aldım. çıktım. minibüse bin. eve yakın durakda in, eve giderken taksiyi araki geç kalma...
eve gir, cüzdanı alllll, çık bekleee, hayyy nerde kaldı bu taksi otobüs kaçacak...
neyse geldi taksi, bindim. yetiştim, ama otobüs geç kalkdı.
aradım özel misafiri tabiki karşılama kısmı yatttı.
geldiğimi söyledim.
daha önce tvde izlediğim, izlerken,içimden bir şeylerin koptuğu, kanımı bir çoşkun denize dönüştüren sesiyle, bana dedelerimi, milletimi, geçmişimi anlatan o ses telefondada aynı çoşkuyla konuştu benimleeee...
öyle heyecanlandım ki anlatamam...
tarif etmem öyle zorkiiii..
hadi hadi diye gittim.
konferans salonuna girdiğimde sesi geliyordu içeriden daha başlamamıştı...

ama o tatlı,sevimli ve çoşkulu o sese doğru yürüdüm.
taaaa gözlerine bakarak..
evet ben onu tv'de görmüştüm ama o beni tanımıyordu...
ama göz göze geldiğimiz anda oda tanıda ve sıcacık gülümsedi bana...
ve yanına gittim.elini öptüm.
öyle bir minnet duygusuydu ki bu...
bir ulusun geçmişini bu kadar güzel, bu kadar içten yaşayarak anlatan,bu kadar karşısındakini etkileyen biri ile karşılaşmamıştım daha önce...daha önce böyle bir anlatım duymamıştım. işte bu yüzden elimi nereye koyacağımı bilemedim.

ne diyeceğimi, ne yapacağımı, elim ayağıma dolaştı....
biraz konuştuk...her zaman aynı heyecanı hissettiğini söyledi ve bunu söylerken gözleri dolu doluydu.
sonra başladı, kürsüye çıktı.
o gür sesi ile başladı anlatmaya, o anlattıkça gözlerim doldu, kanım yine harketlendi, boğazıma bir yumruk düğümlendi, gözlerm dolu dolu dinledim.
o özel misafir ise kürsüde dahada büyüdü...

işte böyle...
sonrasında bir çok kişi ile konuştu resim çekildi. herkezi müzeye davet etti.

ve seni aradık. senden önce annenle tanışdık.
annen o kadar sıcak, o kadar içten ve o kadar özel kiii...
iyiki seninle ve annenle tanıştım. çok teşekkürler...
iyiki varsınız...
sonrada özel misafirimi yolculamak için çıktık.
bana getirdiği, taaaa oralardan, buralara kadar taşıdığı emaneti bana verdi.
çok teşekkürler zeyacığım...
her zamanki inceliğin ve düşüncenle beni yine çok mutlu ettin...

24 Nisan 2010 Cumartesi

eksiklik

evet, bazı konularda çok konuşmayı sevmem.
kendimden bahsetmeyi, kendimi övmeyi hiç sevmem.
ne yazıkki, hem kısa, hem uzun bakış açısına göre değişen ömrümün 20 günü bana çok şey kattı.
acı, tatlı, sert, yumuşak, çok şey öğretti.
burada yazmam belki biraz dedi kodu gibi olacak ama hatırlamak babında yazacağım.
aslında toplamda 10 kişi bir proje ile gittik almanyaya...
leonardo da vinci projesi, AB desdekli bir proje..
türkleri hiç sevmediği söylenen leonardonun ruhu acımış, kemikleri sızlamışmıdır, türkiyede kendi adıyla düzenlenen bu projeye bilemiyorum.
10 kişilik grubun; 4 dü akademisyen, 6 side 2 farklı kamu kurumunda çalışanlardan oluşmakdaydı.
ama şunu gördüm ki; yurdumun akademisyenleri, 20 gün boyunca kendilerini övmekden ve kendileri profesyonel olarak adlandırmakdan bıkıp usanmadılar. yaptıkları işin ne kadar önemli olduğu ve zor olduğundan bahsede dursunlar. dokdora yapmanın ne kadar zor bir iş olduğundan ve kendileri ile ilgili bir çok şey...
tabiii onlar konuşadursunlar, ben her seferinde sabır sabır diye sessizce dinledim.
1. gün, 2. gün, 5.gün, ama dayanımıyorum, 7 gün, 9. gün artık dayanamadım. kardeşim ben bir kurumda çalışırken üstelik özel bir şirkette, yüksek lisans yaptım, ardından bende bir kurumda çalışırken doktora yapıyorum, nedir allah aşkına bu kadar abarttığınız, tek işiniz budur zaten.
kendiniz için çalışıyorsunuz. birde bunun için övünüyorsunuz. yerlere göklere sığdıramadığınız. akademisyenlik, kendini övmekle, dağları deldim tek başına, yoları aştım BİR TEK BENNNNLE olmuyor. o kadarını bende yapıyorum. sen ülkeye ne kattın, ne geliştirdin, ne buldun, ne ürettin, ne anlattın, üniversiteye giden gençlere dedirttiler sonunda...
böyle akademisyenler olduğu sürece, üniversitede yetişen gençlerin halini düşünmek, bir yere gidemeyen ülkemin neden gidemediğinin nedenlerinden biri olarak gördüğüm ve benim için bundan 5 yıl önce biten, akademikliğe karşı duyamadığım saygı, yine değişmedi.yine türkiyede akademik olmanın ne olduğunu gördüm.
evet eksiklik mi?
oraya gidince kendimdeki eksikleride gördüm. kişisel donanım adına kendimdeki eksikliklerde bir bir tespit edilmiş olup onları geliştirmek adına yapılacaklar listesine eklendi.
birde oralarda konuştuğum ve konuştuğumda hayretle şaşıran insanların kafalarındaki türkiyeyi birazda olsa değiştirebildikse ne güzel. onların türkiye hakındaki düşüncelerini duyunca ben aslında çok şaşırdım. bu düşüncelerin onlarda nasıl oluştuğunu anlayamıyorum.
ülkeminde ne kadar çok insan var, ve ülkemde bu kadar çok insanın belki yarısı okumuş, orada aldığmız bir seminerde, insanların dedikleri şu ülkedeki insanlarının hepsinin üniversite okuması gerekmiyor. o kadar üniversite mezununa gerek yok, burada her insanın yapacak bir işi var. bizim ülkemizde bu kadar çok insan okumuşken issizler...
işte ülkemin insanına verdiği değer...
diğer bütün avrupa ülkeleri diğer ülkelerde kalan vatandaşlarını ülkelerine getirmek için otobüs, uçak kaldırdılar. acaba benim ülkemin bizim orada kaldığımızdan haberi var mıydı?????

dinlenme-yorulma

evet geldiğimden beri kaç posta çamaşır yıkadım blemiyorum.
evimi, kocamı öyle özlemişim ki...
eve ilk girdiğimde bir değişik geldi ev, şöyle bir baktım.
gecenin bir yarısı 31,5 saatlik otobüs yolculuğundan sonra direk uyudum.
belli aralıklarla uyandığımda hala kendimi otobüste zannediyordum.
evimde olduğumu, yatağımda olduğumu görünce rahatlayıp tekrar uyudum.
bu kabusu kaç kere yaşadım bende bilmiyorum.
otobüs yolculuğu uzun (gerçi tahminimden daha kısa), stresli ( sınır kapılarından geçişte polislerin bize kaçakmışız muamelesinden sonra), ama farklı bir sürü insanla tanışmış olmak ve güzel sohbetler bu uzun ve yorucu yolu, kısa ve keyifli hale getirdi.
bulgaristanda yediğim adanayı hayatımın sonuna kadar unutamıcam.
bir türkün yaptığı o adana bu kadar mı lezzetli gelir insana...
cevval şoförümüzden işittiğimiz azarlar, ama yaptıklarını hiç unutamayacağız.
şoförümüz sayesinden sorun yaşamadan sağ salim gelebildik.
otobüsümüzde olan iranlı bir işadamının hırvatistan sınırında ülkeye alınmak istememesi...
AB ülkelerinin insan ayrımı yaptığını bir kez daha gösterdi.yine şoför sayesinde neyseki geçebildi. ama yaşadığı stresi unutamaz sanırım.
kapıkule sınır kapısından ülkeye girişde aldığımız derin bir nefes ile yaşanan rahatlamayı...
sanırım hiçbir kelime anlatamaz.
3 günde dinlenip evimin tadını çıkartıyorum.
orada geçirdiğim günleri ayrıca anlatacağım.

22 Nisan 2010 Perşembe

almanya-agusburg-münih







döndüm yurda

31,5 saatlik otobüs yolculuğu...
orada yaşanan gerilim...
yolda sınır kapılarında yaşanan stress..
sonrası otobüste bulunan 50 kişide vatana dönünce yeri öpme posisyonuna geldik.
neyseki çok şükür ülkemdeyim, evimdeyim.
ama çok yorgunum.
ayrıntılar gelicek.

16 Nisan 2010 Cuma

volkacano

evet irlandada patlayan volkandan sonra almanyada mahsur kalmak ne demek...
evet evet yanlış değil...uçuşlar iptel yarın eğer uçuşumuz iptalse burada keldık demekdir...
şuan hiç bir bilgi alamıyoruz...
offfff offf bu ne şans...
umarım yarın dönebiliriz.
çooooook özledim ...

11 Nisan 2010 Pazar

augsburg- venedik

evet günlerdir koşturuyoruz.
ayaklarıma kara sular indi ne demek anladım.
eğitimler, seminerler devam
insan bir eğitim için 600 km gider, eğitimi alır 600km dönermi bir fiil yaşadım.
bu hafta ise 750 km gidip eğitilip 750 km döneceğiz.
ama bu kadar yoğunluğun arasına birde günübirlik venedik sıkıştırdım kiiii..
süperdi...
tam aşıklar şehriii. tüm gün kocada yanımda olsaydı dedim.
fotolar sonraa...
çok özledim, kocamı....
ailemiii....
evimi.....
sizleri...
öptümmm

1 Nisan 2010 Perşembe

ankara-münihh

evet ankarada koşturmaca işlerinin bir kısmını tamamlamış bulunuyorum.
bugun ve yarın işteyim. pazar sabahda münih yolcusu kalmasın....
(bir aksilik çıkmazsa :)
oradan sizleri takip edebilirmiyim yoğun olurmuyum bilmiyorum ama...
şimdilik hepinizi özlücem...
mutlu günlerrr...

29 Mart 2010 Pazartesi

pıtırcığa veda

evet cuma günü 14.30 itibaritle gözümdeki pıtırcıkdan kurtuldum. bir daha olmaması ümidiyle...
yaşadıklarıma gelince...ilk defa bir operasyon geçirdim. hastaneye gittiğimde, öncesinde yaşadığım koşturmaca ve telaş nedeniyle operasyonu düşünecek zamanım olmamıştı;iyiki olmamış.
beni bir odaya alıp, ameliyat kıyafetlerini elime verip giyinmemi istediler, yaşadığım ilk şok buydu. bunları giymeme gerek varmıydı...evet
neyse giyinip hazılandım. sonra muayenenin ardından, doktorum çok kolay pişey korkamana gerek yok dedi...
ama bu yeterlimiydi içimdekileri dindirmeye, hayır: bu göz operasyon sırasında doktorun eli titrese, ben kafamı oynatsam diye yazdım kafamdan senaryoların en fecisini...
ameliyathaneye indiğimde;soğuk ve iç karartıcı bir ortamda içimdeki heyecan ve korkuyu bastırmaya çalışarak yattım masaya...
herşey bir damla damlatılmasıyla başlayıp, 15 dakda bitti.
evet kurtuldum pıtırcıkdan...
şimdi pazarın bu saati hala çamaşır yıkayıp, kuruyanları valize yerleştirip, not alıyorum, not defterine...şimdilik kesin olmamakla birlikte öncelikle salı ankaraya gidip... işlemlerle ilgilenip..
özlem giderilecek. sonrada pazar yolculuk...

25 Mart 2010 Perşembe

içim içime sığmaz benim


evet hamarat diva sayesinde yapmayı öğrendiğim fimodan cup cakelerim. ilk deneme biraz acemice oldu ama olsun. ben bakmaya doyamıyorum.
evet havalar güzel, bende bir telaş ve koşturmaca...
acelem var. yetişmek zorundayım yapacaklarım var...
neler götüreceğimi yazıyorum şimdilik..
belirsizlik çok nerden gidicem, ne zaman gidicem...
hepsi belirsiz...
evet yolculuk varrr...
kutucum, şimdilik barcelona olmadı ama yaklaştım.
münihe gidiyorum...
henüz bilet alınmadı...pasaport yenilenecek....
çok iş var..
neler yapılır, neler alınır, nerelere gidilir tavsiye alınır...
tabiii bütün bu işlerin yanında işler yoğun. yarın gözdeki batmaya son operasyonu ileeee...
üzerimdeki şu hastalıkla beraber, içimdeki hastalıklı ruhuda atacağım...
sonundaaaaa...

24 Mart 2010 Çarşamba

kontrol 3 ve inat

evet dün akşam iyice gerilip şişen kapağı 3.kere kontrol ettirmeye götürdüm.
sonuç inatçı ve bir türlü inmeyen göz kapağındaki şişliğin alınması gerektiği cevabı alındı.
sen mi inatçısın, yoksa ben mi misali cuma günü aldırmak suretiyle şiş göz kapağından kultulmak ümidi ileee...
not: yakında şişmiş göz resmi eklenecek.

23 Mart 2010 Salı

kopmak

konsantre sorunu var.
çalışasım gelmiyor. kendimi sürekli dışarı atasım var.
ama dışarıda yapacak bir şey yok.
mickyden haberler: kapan kuruldu. bizim micky çok zeki çıktı. peyniri alıp gitti...
çıkasım var, gezesim var...
hııı birde waffleee istiyor canım...
gözden haberler: yeni ilaçlar dahada çok şişirdi göz kapağımı, eskiden bir bezelye tanesi iken şişlik artık komple kapak şiş...umarım iyi gelecek diye beklemedim.
sıkıldım.
izmite gitmek istiyorum. başka bir haftasonu bandırmaya gitmek istiyorum.
özledim sizi kızlar. kahve içip muhabbet etmek istiyorum...
hadiii artık içimde kıpırdananlar hadiii

21 Mart 2010 Pazar

krokan, çağla ve pasta 2


güneşin uyurken gözümün içine girip beni uyandırmasıyla çoşan içim ne yapsak neler yapsak ile kendimi dışarı attım. ekim zamanı gelmiş, bahçeye şimdilik soğan ve sarmısak ektim. gerçi eskiler çıkmış. taze nanelere dokunup elektriğimi atıp o mis kokularını kokladım.
evet yukarıdaki resimde gözüktüğü üzere krokan yaptım.krokan denemem çok başarılı...
evet bahar gelmiş; bu mevsimde çıkan ÇAĞLA çoook severim. baharın geldiğini çağlanın çıkışından anlarım nefisler...
şimdi hepsi midede :)
alınan karar kararsızlıktan iyidir,denilip bir karar verildi(pek yakında)
bol bol dinlenildi...
cuma günü kirpik dibi iltihabı için gidilen doktorun verdiği ilaçlar kullanıldı. sonuç göz kapağı daha çok şişti... ama güneş ve hava bunu bile unutturacak kadar güzeldiii..
evet 2.pasta denemeside yapıldı...
sonuç ilkinden daha başarılı... buyurun buyurun.
kahvenizi alın, gelin....
tatlı haftalarrr

20 Mart 2010 Cumartesi

kararsızlık

normaldede kararsız olan bir insanım, ama insan evlenince bazı önemli kararları tek başına veremiyor...eee böyle olunca karar verme sürecide daha uzun sürüyor.
evet bu aralar böyle bir süreçdeyim. yapsam mı yapmasam mı?
gitmem mi iyi olur, yapmasam mı?
güneş çıktı, insan evde oturamıyor. içim kıpır kıpır, ama hala şu illet gripe cebelleşiyorum.
ben gitsin diye uğraşırken o kalacağım diye inatlaşıyor.
işten notlar: 2 gündür işe gittiğimizde karşılaştığımız manzara sinirlerimizi bozunca artık işi dalgaya vurduk. evet artık odamızda bir mouse var. micky mouse...
hergün birimizin koltuğuna göz koyup orada geceliyor sanırım. sabah geldiğimizde bize bıraktığı notları buluyoruz. çıldırmamak içten değil.
dün işe allahtan gitmemişim sanşlı kişi benmişim. benim koltuğumda bana çikolata bırakmış...
neyse...
uzun zamandır resmini koyamadığım. yaptığım inekli tepsiiim.
gbu güneşli havada bollll eğlenceli gezmeli haftasonlarııı

18 Mart 2010 Perşembe

anlam sorgulaması

bu aralar uyuşukluğumun üstüne birde bu duygu karmaşası eklenince
birde bu sorgu hikayesi offff diyorum.
hatta offfffffffffffffffffff diyorum çıkmıyor şu içimdeki sıkıntı..
içimde sağlam bir yere oturmuş elinede bir yaprak almış arada bir yerleri gıdıklayıp duruyor.
o gıdıkladıkça ben offffff diyorum ama geçmiyor.
sonra biran kendimi toparlıyorum, ne o bir derdin mi var?
yokkk..
eee oflama diyorum o zaman..
beni 10 dak. götürüyor..
dün duygu patlaması, seli, fırtınası yaşadım.
neydi anlamadım.
offf dedim...

sorguladım. neden eldiven diyoruz. elkabı demiyoruz.
neden şapka diyoruz, başlık demiyoruz...
offf bunun gibi bir sürü sorgulama

17 Mart 2010 Çarşamba

rötar

evet ertelendi...
gidemiyorum. haftaya yada ondan sonraki haftaya...kısmet.
neyse artık. kendimi haftasonuna saklayıp şu hastalığı haftasonu gezenti bir hal yaşayıp.
indirimleri gezip bir şeyler kaldıysa alasım var...
bu aralar acayip hızlı bir yaşam içindeyim.
zaman nasıl geçiyor. uyuyormuyum. dinleniyormuyum.
kızıyormuyum, mutlumuyum.
anı şöyle sindire sindire bir yaşama...
tadını çıkartmak istiyorum.
hevesimi haftasonuna saklıyorum hadi hayırlısı...

16 Mart 2010 Salı

gidişim kendime gelişim

en son ankaraya gittiğimden beri hastayım.
gribim geçmedi. mikrop kapan kirpik dibim, kullandığım damlalardan sonra inip şimdi tekrar şişti..
artık tek ümidim yarınki ankaraya gidişimle beraber üstümdeki tüm hastalıkları atıp...
enerji kazanıp , bomba gibi dönmek...
yarın ankarya gidiyorummm...
bi süre sizden uzak olacağım döndüğümde bomba gibi olmak ümidiyle....

14 Mart 2010 Pazar

madenci pasta


evet cumartesi günü yapılacak süpriz doğumgününe yapılan süpriz doğumgünü pastası...
akşama gelecek misafirlerin yanında, anneme şehir dışından gelecek diğer akrabalar ile görüşme ve misafire hazırlanacak diğer yiyecekler derken; tabiiii öncesindeki yumurta mevzuuu...
sabah uyanıldığında daha geçmemiş gribin üstüne yeniden şişen bademcikler...
hala ne yapılacağına karar verilememiş pasta derken üstüne ilk deneme olarak bu pasta çıktı..
aceleden alınmayı unutulmuş malzemeler,
oradan oraya koşturma sonunda sıkıldığımdan, şekil vermenin zorluğundan, zaman kısıtlılığından işte sonuç....
not: ben anlatayım; orada sarı baret giymiş madenci, birtane galeri ve vagon içinde kömürler var. ben anlatayım siz benzetin artık...

13 Mart 2010 Cumartesi

mesele yumurtanın sarısı ve akı

evet bütün haftanın yorgunluğu ile eve gelip.
pasta yapma macerama başladım. aslında plan pandispanyayı fırına atıp evi toparlamakdı.,
saat 00:06 kıçım daha yeni yer gördü...
ama evi toparlayamadım niye mi?
not: öncelikle salak diyebilirsiniz ama bende garip bir durum var...
bir insan yumurtanın akı ile sarısını karıştırır mı?
yani tabiki çok büyük bir karışıklık değil bu ama, her ymurtanın sarısı ile akını birbirinden ayırmam gerektiğinde...benim kafamdaki renkler önce bir ayrılıyor kafamda...
neden sarı ve ak demişler...
yumurtanın akıda açık sarı...
işte kafamda böyle bir renk ayrımına gidiyor.
neyse asıl konumuza gelelim
ders 1: daha önce hiç pasta yapmamış bir insan; ertesi gün misafir ağarlıyacak, hatta süprüz bir doğumgünü hazırlayacak bir insan ilk defa yapacağı pastanın doğum günü pastası olmasına cesaret edebilir mi?
EVET.
ettim.
sonuç1: her zaman kafam karışsada ayırabildiğim yumurta sarısında ayrılmadı, azıcık aklara düşen sarılar nedeniyle 20 dak. çırpılan aklar kartopuna dönüşmeyince, dökülüp yenileri hemen ustalıkla ayrılarak devam edildi. ama ne oldu pandispanya 2 parmağı geçmedi.
2 parmak kalınlığında pandispanyadan pasta yapılır mı?
HAYIR.
inat ile sorular soruldu; neden bulundu kalıp tarife göre büyükmüş denildi. tamam bir tane daha yaarsam pasta olur diye karar verildi.
bu arada kremesı pişrildi.
dolap açıldı yumurta yokkk, sevgili gönderildi aldırıldı.
sonra yeniden malzeme haırlanıp tecrübe edildi.
fırına verildi.
DENEME 2: kalıp büyük olduğu için kabarmadı düşünülen üstüne 2.si yapılan pandispanya kabardı kabardıı...
evet neden kalıp değilmiş?
neden neymiş, yumurtaların büyüklüğümü?
ayrılamayan yumurta aklarının yerine dolaptan soğuk çıkarılan yeni yumurtalar mı?
yoksa kar beyaza dönüşen yumurtaları diğer karışıma ekleyip çok karıştırmak mı?
yoksa kakao mu?
hala bulunamadı???
başarı ile sonuçlanan 2. deneme için hala nasıl bir pasta yapılacağına karar verilemedi.
hemen ardından cheesecake yapımına geçildi...
hala fırında pişmekde olan cheesecake, bitmiş vaziyette olan ben,
evin dağınıklığı ile başa çıkamayan, derlenip toplanmayı, pastayı süslemeyi, cheesecake'in devamını yarına bırakıp, gözü yatakda olan yine ben...
bütün suç bende mi? yumurtadamı?
bende bende...senin neyine doğumgünü pastası yapmak...