9 Haziran 2010 Çarşamba

üzgün ve çaresiz

evet uzun zamandır biliyorumki canı sıkkın. yaşadıkları ağır geliyor.
evet uzun zamandır diyorum,çünkü neredeyse 3 ay oldu, 10 senedir mutlu mesut giden bir evliliğin üstünde 3 aydır karabulut dolaşıyor. 10 senedir iyianlaşan birbirlerini anlayan 2 insan, birden ne olduda böyle duyguları, hisleri birden değiştide, birbirlerini anlamaz oldular. en son yüzyüze konuştuğumuzda bir şeyler düzelicek gibiydi.
ama şimdi yine aynı durum, dönüp dolaşıp aynı yere varıyorlar. insanlar birbirini kırdıktan sonra toparlaması ne kadar zormuş, unutması, hiçbir şey yokmuş gibi davranması...işte başarmaya çalışıyorlar ama bir yerlerde yanlış var. yanında olamıyorum. canım arkadaşım benden uzakda, kırılıyorum, parçalanıyorum yazıyor, ben ancak telefonla ona destek olmaya çalışıyorum.
insanlar birbilerini çok seviyorlar, bazen acaba sevgi insana zarar mı veriyor. kıskançlık, heleki 10 senenin sonunda kendini yetiştirip, geliştirmiş ve bir yerlere gelmiş bir insan takdir, destek beklerken karşısında kıskançlık gördüğünde neler neler hissedebiliyor...
işte hayat ne kadar karmaşık, 10 sene önce iyi günde kötü günde diye sözleşip başlanılan bir hayat...10 senedir güvendiğin ve herşeyin olan insanın artık sana güvenmemesi karşısında yıkılan bir kadın.5 yaşındaki bir çocuk...
seni çok seviyorum canım arkadaşım umuyorum en kısa zamanda düzelicek. umarım en kısa zamanda herşeyi unutup hiçbirşey yokmuş gibi devam edersiniz.
sen çok güçlüsün biliyorum. yaşadıkların karşısında bile hala böyle dimdik ayakdaysan ve hala çabalayabiliyorsan, bu içindeki sevgiden, ilişkinize verdiğin önemden.
sen çok mutlu, güzel olan şeyleri hak ediyorsun. sonundada bunlara kavuşacaksın, belki biraz yıpranmış, kırılmış, dökülmüş ama hayat zaten bir varmış bir yokmuş....
p.s: yanında olabilmeyi o kadar çok isterdimki, daha doğrusu senin burada olmanı bir süre bazı şeylerden uzaklaşmanı ihtiyacın olan şey bu...
gelmeni bekliyorum,dönüşte herşeyin çok daha iyi olacağını ümit ederek

6 Haziran 2010 Pazar

zaman yetmez

zaman yetmez di , iyice yetmez oldu. hani günler uzamıştı. yok yok hiç bir fark yok.
zaten havanında kışdan bir farkı yok. gök gürültüsü yağmur...
ne zaman gelecek bu yaz anlamadım.
2 gündür çektiğim bu baş belası baş ağrısınıda yazmak istiyorum.
hayatım boyunca hiç başım ağrımadı diyebilirim. hayır ağrıdı ama ben inatla hiç ilaç almadım. tabiii bu iki gündür yine almadım ilaç, ama ne bu ağrı var kafada, onu geçtim( direnç var acıya karşı, acı bibere olduğu gibi) ama yürürken bir beyin sulanması gibi beyin çalkalanıyor kafatasında ve ne müthiş bir ağrı,hele kafamı aşağı eydimi...sanki beynim akacak. neyseki bu saatlerde ağrı hafifledi biraz.
birde cumadan bahsetmek istiyorum. herşey beklediğim, içime doğan o hissle başladı. güzel haber almak için aradım. hiççç kötü niyetim yokdu.
ama konuşmanın sonu beni üzdü, eminim canım dostumuda üzdü.
ama onu hiç üzmek istemem, onun üzülmesini hiç istemem.
üzülme canım dostum, herşeyde bir hayır, herşeyin bir zamanı var.
seni üzdüysem, istemeden de olsa, bağışla...

1 Haziran 2010 Salı

bir nefesde yapasım var

hani bazen hiçbir şey yapmadan yorulursun ya, işte öyleyim!
hani bedenen yorgunluk değil, kafanda yapman gerekenler vardır, ama bir yere oturtamamışsındır. bu yüzden ne vazgeçebilirsin nede yapabilirsin. işte sallantıda kalanlar.
yapamadıklarım kafamı yoruyor. hiç bir şey yapmayıpda nasıl yoruluyorum bilmiyorum.kendime kızıyorum, yap o zaman diyorum ama canım iistemiyor. canımın istediklerinide yapamıyorum bu yüzden, sanki kendimi cezalandırıyorum.
oysaki to do list aldı başını gidiyor.
düzenleyemdiğim bir balkon var, bu yaz sefa yapmak istediğim.
ufak ufak yapılacaklar var. ayakkabı kutuları düzenlenecek bir fırsatta kışlıklar arkalara yazlıklar öne...
dağa,kıra, çimene yayılmak istiyorum....
mangal yakıp piknik yapmak...
özlenen dostlar var kapıları çalınıp, uzun kahvaltı sohbetleri var...
bir istanbul yapasım var, hamarat atölyeye gidip bunca zamandır beklediğim o anı yaşayasım var.
eminönü, pazarlardan kurdela toplayasım var...
domates,biberle toprakla oyanayasım var,elektriğimi atasım var.
şu içimdeki yeme isteğini törpüleyesim var :))))
şu göbeğimden ve fazlalık olan kilolardan kurtulasım var.
deniz kenarında kuma oturup uzun uzun denizi izleyesim var.
içime güneşi kaçırasım var.
şu bünyede olmayan iradeyi bir yerlerde bulup yutasım var...

31 Mayıs 2010 Pazartesi

günlerrrr geçsede

mojito sefası...
pasta yapsamda yemem! rejimdeyim.
ufak bir hastalık geçirsemde hala spora devam...pilates son hızla devam..
günler geçsede, geri sayıma az kalsada dileklerim hep bir şey için...
bekliyorum. sabırsızlıkla...
dün haaa unutmadan dünden bahsedeyim.
dün biri kız, biri erkek 2 çocuk, 1,5 yaşında...
ikiside birbirinden tatlı...tam 2 saat geçirdim.
istedim mi evet.
özendim mi oda evet.
bir yanım ister diğer yanım korkar sorumluluktan...
ne zamana kadar bilmem...

26 Mayıs 2010 Çarşamba

uçuk

öncelikle yasemin bir daha bana uçuk deme sen sorduğunda ertesi gün uçuk çıkıyor.
ateş sonrası hastalık dışa uçukla vurdu. şuan dudağımda 7 tane minik baloncuklu uçuk var.
hastalığı unutup onlarla uğraşıyorum.
offfff offfff bugün artık çok sıkıldım. hem hastalıktan, hemde halsizlikten.
ağzımın içinde kabaran damağımdan yemek yiyemiyorum. yediklerimin tadını alamıyorum.
neyse yarın işe başlıyorum. 2 seferdir gidemediğim spor içime dert oldu.
inşallah yarına güzel hava ile birlikte işe başlayıp kendime gelmeyi diliyorum.

25 Mayıs 2010 Salı

hastayım hasta canım ister pasta

evet afyon macerası kötü geçti. buz gibi dondurucu soğuk ve sürekli titrer vaziyete geçirdiğim günün ardından buzlu mojito partisi ile günün ilk ışıklarının ardından, öğlen saat 1 itibariyle kafamın yataktan kalkmaması ile başlayıp birşeyler yemeye çalışıp, etipden paçalar koparılıyor hissiyle beraber, bademciklerin çaldığı davul hissi...biraraya gelince tekrar yatak, akşamki buzları eritebilmek adına vücudun yarattığı ateş üzerine, ilaç içilip terleme aşamasından sonra tutulan hastane yolu,ölçülen ateş 39,5 derece...
verilen bünyeye alınan ilk serum...
serumun etkisi ile düşen ateş ve seruma duyulan minnettarlık...
serum sayesinde rahat geçen bir gece sabah davul çalmaya devam eden bademcikler olmuş birer pamuk tarlası....
sabah gidilen hastane yapılan tahlillerden sonra verilen 10 tane iğne ile ilaçlar...
çocukluğumda bu kadar bademcik sorunu yaşamayan ben bu yaşımdan sonra bademcik yüzünden yediğim iğneler sonucu aldırıp kurtulsammı bademcikleri diye düşünüp iğne yiyen bennn...
hava güneş açtı ben hasta evde camdan dışarı bakıyorum. dışarı çıkması yasak,annesi tarafından cezalandırılmışda, arkadaşları dışarıdan çınar pabucu yarım çık dışarıya oynayalım, diyor hissiyle camdan dışarı bakan yine ben...
bu bana yapılır mı şimdi!!!

21 Mayıs 2010 Cuma

keyf

evet kaç haftadır sayfaları geziyorum çok fazla yazı yok, ne oldu diyorum böyle yaz geldi herkez kendini dışarılara attı. havalar kapanıncamı nedir yazılar gelmeye başlamış. bendede keyfler..
okuyorum. bir yanımda kahve diğer yanımda erik çok kötü bir ikili ama ne yapayım.
şuan ki keyfimi hiç bir şey bozmasın.
yarın sabah afyona yolculuk, bir koşu gidip dönücez...
afyona gitmişken rejimi bozmanın bir sakıncası yok sanırım.
kaymaklı ekmek kadayıfı yemeden gelinir mi?
hava kapalı da olsa benim keyfimi bozmasın.
hepinize mutlu haftasonlarııı...
haftaya bol güneşli hava birazcıkda zihin açıklığı istiyorummm

20 Mayıs 2010 Perşembe

mercimek köfte

rejime ve spora başladım ya...
canım her şeyi çeker oldu. günlerdir mercimek köfte istiyor.
bugun yorgunluğa rağmen üşenmedim. yaptım.
bir salaklaştım mı ne?
okudukça, aklımda kalmıyor bir şeyler, zaten ders çalışmak mı? yok geçmiş benden,
yazarak çalışayım diyorum, insan bakarak yazıyor ama aklımda başka şeyler.
konsantre sorunu yaşıyorum.
umarım çözülür.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

sinir katsayısı

sinir katsayısı nedir ki?
sinir diye bir olay ne ki?
sabır nasıl öğrenilir ki?
sinir harbi yaşıyorum. neden etrafdaki insanlar ve rahatlıklarıııı
ben neden rahat olamıyorum pekiii.
etrafımdakiler bu rahatlıkla kendi hayatlarını yaşarken.
ben hep bir şeyleri kaçırmamak(kendi istediklerimi yapmak, birde kimseyi kırmamak için) neden uğraşıyorum ki, onlar bunun için ne kadar uğraşıyor ki!
neyse ben şimdilik, kendim için yapacaklarımı yapayım.
sonrada spora gideyim beni en çok rahatlatan bu sanırım.,

17 Mayıs 2010 Pazartesi

rejim ve misafir

evet rejim devam, bugun sporada başladım.
resmen dizlerim titredi. o neydi öyleee sanki finishe 150 m. kalmışta benim dil dışarıda koşmaya çalışıyorum. ayağım takılıp düşüyorum.offfff neyse ilk gün bu kadar olur diyorum koşarak eve gelip.
yarın gelecek misafir için hazırlıklara başlıyorum.
insana yarın misafir gelecek olupda daha ne yapacağına karar vermemiş olur mu???
olur, bal gibi oluyormuş.
elimde yemek kitabı bir yanda internet ne yapsam diye aranıyorum. offff tam bir hamarat divayım diyorum içimden. spordan gelmiş dizler titrer. banyodan çıkmış. saçlar ıslak. bir yandan kremayı karıştırıp diğer yandan yumurtanın sarıları ile aklarıyla uğraşıyorum. daha önce okuyanlar bilir. (ama öğrendim yapabiliyorum artık).insan böyle zamanlarda 4 eli ve karar mekanizmasının hızlı çalışmasını haaaa birde evinin yan tarafında market olsun istiyor. onu yapsam şu eksik. tabiii burada koca devreye giriyor.
üstelik birde akşama ezel var...
nerden yarına çağırdım misafiri sesleri yükselirken içimden.
neyseki 2 tanesi hazır. 2 tanesininde yarısı hazır.
ama olrmu 4 tane şey yetmez. neyse karar verildi. 2 taneside en azından aklımda...
ama ben salata özürlüyüm. ne yapılır şimdi böreklerin yanına salata bir bilen varsa yardım etsin...
şimdilik ben kaçar...

16 Mayıs 2010 Pazar

neler neler

evet geçen zaman koşturmaca yetişmece..
temizlik, misafir derken...
alınan kilolar bir yandan rejim ve spor zamanını kaçırmışım.
evet 1,5 haftadır başladım. az ve sağlıklı yiyorum.
mekik hareketleri ile köbekde toplanmış yağları eritme çalışması..
yarından itibarende spor salonu...
evet bakalım hedef 5 kilo adım adım başarıları yazacağım.,
dün yağmurlu bir havadan sonra artık güneş açtı.,
tatil çeker canım gezip tozmak ister bu gönül.
az kaldı diyorum sabrediyorum son 2 ay...

13 Mayıs 2010 Perşembe

yaşam

yaşananlar, çabucak ama bir o kadar dolu, bi okadar boş geçen zaman.
kırgınlıklar, mutluluklar...
özlemler, özlenilen eski muhabbetlerin yerini kısa bir süreliğine yapılan konuşmalar.
dostlardan gelen güzel mesajlar, paylaşımın azlığına rağmen onun sevgisini kalbinde hissetme...
bir doğumgününde yanında olamama, bir dostun kızının(yeğenini) 1 yaşına kadar 1 kere görebilme...öpüp koklayamadan 1 yaşına gelmesi...
hayat ve yaşamlar ve bir araya gelinmek isteyip hep bir yolunu bulup plan yapmaya çalışmak...
hayatı yakalamk bir ucundan tutup bırakmamak.
işte bütün bunlar olurken, ayağını uzatıp elinde mohito güzüne giren güneş, karşında ve tepende maviii...buda özlenenler arasında...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

gelişmeler

dün anneler günüydü... annemlerle beraber eskişehire gittik.
bütün gün gezdik dolaştık. annelere hediyeler aldık.
özlemişim eskişehiri...
bide cumartesi günü 3 saat boyunca uğraştığımız limon reçeli maceramız var, onu sonra anlatırım.
evet asıl konu şuan yeni bilgisayarımla yazıyorum.,yeni şeyler heyecanlandırıyor insanı...
doğumgünü hediyem biraz değil baya erken geldi...
işte miniminacık kırmızı bilgisayarımla sizlere daha çok ulaşmak...
daha çok yazı yazmak dileğiyle...

6 Mayıs 2010 Perşembe

hıdırellez

günlerdir yorgunluk koşturma...
içimden yazmakda gelmiyordu...
sınav kötü geçti...1. haber bu: çalışmadan olmuyor tabiii..
hayat sınavlardan ibaret geçip gidiyor...
1 haftay geçti sırtım ve boynum tutuk...
sanırım kuluç vardı...yavaş yavaş geçiyor ama nasıl bir tutulmadır. denemedik kas gevşetici kalmadı. gevşemiyorum kardeşim.
eeee koca kış yediklerim kilo olarak dönünce rejime başladım. aynı zamanda hafif bir spor...
şimdilik evde kendim yapıyorum ama pazartesi yoğunlaşacak.karıncalarla mücadele giderek azalsada hala devam...
dün keşke karıncalarla ilgilide bir dilek mi yazsaydım acaba :)
dün dilekler yazıldı. ağaca asıldı. sabah erkenden alındı. yaşadığımız yer malum deniz olmayınca kocaçaya atıldı..
tüm dileklerin hemde herkezin dileklerinin kabul olması dileğiyle...
bakıyorum bütün bloglarda ahırkapı...
çok özendim ve merak ettim. bakdım acayip özendim.
seneye diyelim artık..
hıdır baba hızır gibi yetişsin ve dileklerimiz gerçekleşsin.
bu arada hava fena bastırdı. içim deniz, kum, güneş istiyor...
not: yarın gece annemler geliyor.... :))))

29 Nisan 2010 Perşembe

leyleği havada gördüm

evet yarın sabah ankaraya gdiyorum.
annemleri özledim.
bu bir hafta nasıl geçti anlamadım.
hava kapalı soğuk. saahları resmen kazındım.
hergün evde birşeyler unutup çıktım geç kalmamak için.
bugün hava güneşliydi içim açıldı.
tatil planlarına başladım hemen..
ora buura şuraaa derken...
şeçenekleri birazda azaltık gibi...
en azından ne istediğimi biliyorum :)))
uzun zamandır ders çalışmak lazım diyerek ,yapamadığım yaptığım vicdan yaptığım kitap okuma keyfine artık kavuşabilirim...
şimdilik benden bu kadar yorgunluğun üstüne bahar yorgunluğu yaşayan ben...
yeniden yollardayım.
ankara yolları son bir aydır yaptığım yollardan sonra sen beni yoramazsın :::))))

26 Nisan 2010 Pazartesi

dün

evet dün ilk iş günümdü...
uzun süreli bir ayrılıktan sonra dün bütün gece uyuyamadım.
en son saate baktığımda saat 04:54 dü..
sonra uyanıp alelacele giyinmeye çalışırken birde boynumda sırtıma kadar tutuldum..
yatak odası darmadağın,üstümdekini beğenmeyip, ama tutulmanında etkisiyle çıkartamadım. tabiii geç kalmamak için koşturarak çıktım evden.
servise bindiğimde elimi çantama attım cüzdanımı evde unutmuşum...
hay aksii, işe gitmem izin almam, koşturarak otobüse yetişmem ve karşılamam gereken özel bir misafirim vardıı...
işe gitttim. müdür yokkk..
bekle, bekleeeee.
geldi geç kaldım geççççç..
daha eve gidip cüzdan alıcam..(neyseki bu koşturmaca için lamanyada yeterince tecrübe kaydettim)
izin aldım. çıktım. minibüse bin. eve yakın durakda in, eve giderken taksiyi araki geç kalma...
eve gir, cüzdanı alllll, çık bekleee, hayyy nerde kaldı bu taksi otobüs kaçacak...
neyse geldi taksi, bindim. yetiştim, ama otobüs geç kalkdı.
aradım özel misafiri tabiki karşılama kısmı yatttı.
geldiğimi söyledim.
daha önce tvde izlediğim, izlerken,içimden bir şeylerin koptuğu, kanımı bir çoşkun denize dönüştüren sesiyle, bana dedelerimi, milletimi, geçmişimi anlatan o ses telefondada aynı çoşkuyla konuştu benimleeee...
öyle heyecanlandım ki anlatamam...
tarif etmem öyle zorkiiii..
hadi hadi diye gittim.
konferans salonuna girdiğimde sesi geliyordu içeriden daha başlamamıştı...

ama o tatlı,sevimli ve çoşkulu o sese doğru yürüdüm.
taaaa gözlerine bakarak..
evet ben onu tv'de görmüştüm ama o beni tanımıyordu...
ama göz göze geldiğimiz anda oda tanıda ve sıcacık gülümsedi bana...
ve yanına gittim.elini öptüm.
öyle bir minnet duygusuydu ki bu...
bir ulusun geçmişini bu kadar güzel, bu kadar içten yaşayarak anlatan,bu kadar karşısındakini etkileyen biri ile karşılaşmamıştım daha önce...daha önce böyle bir anlatım duymamıştım. işte bu yüzden elimi nereye koyacağımı bilemedim.

ne diyeceğimi, ne yapacağımı, elim ayağıma dolaştı....
biraz konuştuk...her zaman aynı heyecanı hissettiğini söyledi ve bunu söylerken gözleri dolu doluydu.
sonra başladı, kürsüye çıktı.
o gür sesi ile başladı anlatmaya, o anlattıkça gözlerim doldu, kanım yine harketlendi, boğazıma bir yumruk düğümlendi, gözlerm dolu dolu dinledim.
o özel misafir ise kürsüde dahada büyüdü...

işte böyle...
sonrasında bir çok kişi ile konuştu resim çekildi. herkezi müzeye davet etti.

ve seni aradık. senden önce annenle tanışdık.
annen o kadar sıcak, o kadar içten ve o kadar özel kiii...
iyiki seninle ve annenle tanıştım. çok teşekkürler...
iyiki varsınız...
sonrada özel misafirimi yolculamak için çıktık.
bana getirdiği, taaaa oralardan, buralara kadar taşıdığı emaneti bana verdi.
çok teşekkürler zeyacığım...
her zamanki inceliğin ve düşüncenle beni yine çok mutlu ettin...

24 Nisan 2010 Cumartesi

eksiklik

evet, bazı konularda çok konuşmayı sevmem.
kendimden bahsetmeyi, kendimi övmeyi hiç sevmem.
ne yazıkki, hem kısa, hem uzun bakış açısına göre değişen ömrümün 20 günü bana çok şey kattı.
acı, tatlı, sert, yumuşak, çok şey öğretti.
burada yazmam belki biraz dedi kodu gibi olacak ama hatırlamak babında yazacağım.
aslında toplamda 10 kişi bir proje ile gittik almanyaya...
leonardo da vinci projesi, AB desdekli bir proje..
türkleri hiç sevmediği söylenen leonardonun ruhu acımış, kemikleri sızlamışmıdır, türkiyede kendi adıyla düzenlenen bu projeye bilemiyorum.
10 kişilik grubun; 4 dü akademisyen, 6 side 2 farklı kamu kurumunda çalışanlardan oluşmakdaydı.
ama şunu gördüm ki; yurdumun akademisyenleri, 20 gün boyunca kendilerini övmekden ve kendileri profesyonel olarak adlandırmakdan bıkıp usanmadılar. yaptıkları işin ne kadar önemli olduğu ve zor olduğundan bahsede dursunlar. dokdora yapmanın ne kadar zor bir iş olduğundan ve kendileri ile ilgili bir çok şey...
tabiii onlar konuşadursunlar, ben her seferinde sabır sabır diye sessizce dinledim.
1. gün, 2. gün, 5.gün, ama dayanımıyorum, 7 gün, 9. gün artık dayanamadım. kardeşim ben bir kurumda çalışırken üstelik özel bir şirkette, yüksek lisans yaptım, ardından bende bir kurumda çalışırken doktora yapıyorum, nedir allah aşkına bu kadar abarttığınız, tek işiniz budur zaten.
kendiniz için çalışıyorsunuz. birde bunun için övünüyorsunuz. yerlere göklere sığdıramadığınız. akademisyenlik, kendini övmekle, dağları deldim tek başına, yoları aştım BİR TEK BENNNNLE olmuyor. o kadarını bende yapıyorum. sen ülkeye ne kattın, ne geliştirdin, ne buldun, ne ürettin, ne anlattın, üniversiteye giden gençlere dedirttiler sonunda...
böyle akademisyenler olduğu sürece, üniversitede yetişen gençlerin halini düşünmek, bir yere gidemeyen ülkemin neden gidemediğinin nedenlerinden biri olarak gördüğüm ve benim için bundan 5 yıl önce biten, akademikliğe karşı duyamadığım saygı, yine değişmedi.yine türkiyede akademik olmanın ne olduğunu gördüm.
evet eksiklik mi?
oraya gidince kendimdeki eksikleride gördüm. kişisel donanım adına kendimdeki eksikliklerde bir bir tespit edilmiş olup onları geliştirmek adına yapılacaklar listesine eklendi.
birde oralarda konuştuğum ve konuştuğumda hayretle şaşıran insanların kafalarındaki türkiyeyi birazda olsa değiştirebildikse ne güzel. onların türkiye hakındaki düşüncelerini duyunca ben aslında çok şaşırdım. bu düşüncelerin onlarda nasıl oluştuğunu anlayamıyorum.
ülkeminde ne kadar çok insan var, ve ülkemde bu kadar çok insanın belki yarısı okumuş, orada aldığmız bir seminerde, insanların dedikleri şu ülkedeki insanlarının hepsinin üniversite okuması gerekmiyor. o kadar üniversite mezununa gerek yok, burada her insanın yapacak bir işi var. bizim ülkemizde bu kadar çok insan okumuşken issizler...
işte ülkemin insanına verdiği değer...
diğer bütün avrupa ülkeleri diğer ülkelerde kalan vatandaşlarını ülkelerine getirmek için otobüs, uçak kaldırdılar. acaba benim ülkemin bizim orada kaldığımızdan haberi var mıydı?????

dinlenme-yorulma

evet geldiğimden beri kaç posta çamaşır yıkadım blemiyorum.
evimi, kocamı öyle özlemişim ki...
eve ilk girdiğimde bir değişik geldi ev, şöyle bir baktım.
gecenin bir yarısı 31,5 saatlik otobüs yolculuğundan sonra direk uyudum.
belli aralıklarla uyandığımda hala kendimi otobüste zannediyordum.
evimde olduğumu, yatağımda olduğumu görünce rahatlayıp tekrar uyudum.
bu kabusu kaç kere yaşadım bende bilmiyorum.
otobüs yolculuğu uzun (gerçi tahminimden daha kısa), stresli ( sınır kapılarından geçişte polislerin bize kaçakmışız muamelesinden sonra), ama farklı bir sürü insanla tanışmış olmak ve güzel sohbetler bu uzun ve yorucu yolu, kısa ve keyifli hale getirdi.
bulgaristanda yediğim adanayı hayatımın sonuna kadar unutamıcam.
bir türkün yaptığı o adana bu kadar mı lezzetli gelir insana...
cevval şoförümüzden işittiğimiz azarlar, ama yaptıklarını hiç unutamayacağız.
şoförümüz sayesinden sorun yaşamadan sağ salim gelebildik.
otobüsümüzde olan iranlı bir işadamının hırvatistan sınırında ülkeye alınmak istememesi...
AB ülkelerinin insan ayrımı yaptığını bir kez daha gösterdi.yine şoför sayesinde neyseki geçebildi. ama yaşadığı stresi unutamaz sanırım.
kapıkule sınır kapısından ülkeye girişde aldığımız derin bir nefes ile yaşanan rahatlamayı...
sanırım hiçbir kelime anlatamaz.
3 günde dinlenip evimin tadını çıkartıyorum.
orada geçirdiğim günleri ayrıca anlatacağım.

22 Nisan 2010 Perşembe

almanya-agusburg-münih







döndüm yurda

31,5 saatlik otobüs yolculuğu...
orada yaşanan gerilim...
yolda sınır kapılarında yaşanan stress..
sonrası otobüste bulunan 50 kişide vatana dönünce yeri öpme posisyonuna geldik.
neyseki çok şükür ülkemdeyim, evimdeyim.
ama çok yorgunum.
ayrıntılar gelicek.