19 Şubat 2010 Cuma

inekler


şu resmin güzelliğine bir bakın.
vallahi şunu anladım ki, benim ineklere karşı özel bir ilgim var...
nerden kaynaklanıyor bu bilmiyorum ama inekli objeler...
inekli resimlere bayılıyorum.
geçenlerde inekli bir tepsi yaptım.
en kısa zamanda ekleyeyim...
bahar geliyor. kalbim güm güm atıyor. içimi neşe kaplıyor...
gezme zamanı, çoşma zamanı, zıp zıp çayırlarda kırlarda hoplama zamanı,
p.S: resim netten alınmıştır.

17 Şubat 2010 Çarşamba

içsel

yaşadıklarımın ve hissettiklerimin üzerimdeki yorgunluğu tepemde omuzlarımda gezinirken...
duygularımın karmaşıklığı ve içimde yalnızken bir put gibi kaskatı duran, kızkınken konuşurken mangalda kül bırakmayan ben...aslında ne kadarda yufka yürekliyim.
bu yaşadıklarımdan diğer yaşadığım güzellikleri yazamadım.
bu ruh haliyle ne kadar iyi yazabilirim bilmiyorum.
geçen hafta ankaradaydım. canım arkadaşım yasemin, emoş, annem ve yelizle görüştük. tıpkı eski günlerdeki gibi...
rüzgar her birimizi bir yana savursada uzun zamanlardan sonra kısa süreli bir soluklanma idi.
yetti mi? tabiki hayır...
şu kısa gün bana neleri hatırlattı...
iyiki varsınız canım dostlarım ( yasemin, handan,ebru).nasıl güzel şeyler paylaşmışım sizinle ,dostluğun ne demek olduğunu benimle yaşadığınız ve bana yaşattığınız için teşekkürler...
yaşadıklarımdan sonra bir teşekkürde annem ve babama ne güzel yetiştirmişsiniz beni...bir çok şeyi anladığım, farkında olduğum yada anlamaya çalıştığım için.
ve siz blogdaşlarım bu duygular içinde olduğum zamanda yalnız olmadığımı bana hissettirdiğiniz, yalnız bırakmadığınız için teşekkürler...
ve tabiii birde böyle bir zamanda bana kendi teklif edip, beni mutlu eden ebruya (primarima) blogumun görüntüsünü değiştirip bana yeni bir başlangıç yaşattığı için teşekkürler...

küçük

burası küçük bir yer...
küçücük insanlarda birbirlerini tanıyor.
çalıştığın yer aynı, oturduğun yer, dolaştığın, gittiğin yer aynı..
böyle olunca akdaşlarında hem işten hem oturduğun yerden...
bu yüzden birilerine kızdın mı, tepki verdiğin zaman herkez öğreniyor, biriyle sorun yaşasan herkez duyuyor...birini hayatında çıkarmaya çalışsan, herkez farkına varıyor, ve insanlar meraklı, utanmıyor soruyor.
mahremiyetin kısıtlı, özel hayatın az...
buda beni boğuyor.
ben evde mutluyum, biz evimizde güzel vakit geçirebiliyoruz.
ama insanlar geçiremiyor. yapacak çok bir şey olmayınca sürekli birbirlerindeler...
işte, evde, dışarıda...
eee bu kadar beraber oluncada ne özel hayat kalıyor, ne konuşacak konu...
bir süre sonra dedikoduya geliyor.
işte böyle zamanlar hem bunalıyorum.
hem kendime kızıyorum.
eminim büüyük bir yerde olsa böyle şeyler yaşanıyor.
ama öyle özledim ki...
şöyle canım sıkkın olduğunda sokağa çıkıp, şöyle bir yürüyüp...
kalabalığın içinde beynimdeki düşünceler dönüp dururken, yüzüme vuran rüzgarın beynimdekileri alıp götürmesini...aklımda bir şey kalmamasını...
yanımdan geçen insanları tanımamayı...
burada yolda yürürken herkez tanıdık...
selam verip, yolda konuşmakdan, aklınakileri düşünüp yerli yerine koyup,yarısını rüzgara bırakıp savuramıyorsun.
ama öğreneceğim herhalde
küçük insanlarla başa çıkmayıda

15 Şubat 2010 Pazartesi

insanlar

uzun zamandır yoktum.
bu arada bir ankara yaptım ve döndüm...
ama bu arada yaşananlar, hem canımı sıktı, hem beni zor durumda bıraktı...
ben bu insanları anlamakda zorlanıyorum. onları anlamakda zorlanmamın dışında ...
çoğu zaman kendime kızıyorum.
neden mi?
bazen kinci olmadığım için...
aslında kinci olmakda istemiyorum. ama canımı sıkan, beni üzen birilerine tavır alamıyorum.
tepkimi belli edemiyorum. silip atamıyorum, çekip kendi yoluma gidemiyorum...
hep bir karşımdakini anlamaya çalışma, hep altında bir neden arama empati, empati yaniii...
tavrımı değiştirmeden. sadece o kişiyle konuşma, konuşup çözme yoluna gidiyorum...
ancak konuşdukdan sonra ya devam, ya hoşçakal diyorum.
insan 30 yaşından sonra arkadaşlık kurabilir mi?
samimi olabilir mi?
geçmişin sana öğrettiği iyi yada kötü anılarla yeniden yeniden safca, samimice yaklaşabilir mi?
evet yaklaşıyor. görmezden geliyor, yok sayarak duygularını...
hatta belki en kızdığı insanlara benziyor belkide...
yada benzemiyor, olgunlaşmak bu belkide yutup geçmek, sinirlenip, üzülüp...
artık güvenememek demek. bu mudur olgunlaşma...
neden insanlar birbirlerini kırar...
kızıyorum, kırılıyorum.
zaman geçiyor. acım üzüntüm dahada hafifliyor.
hatta unutuyorum...
sonra hep aynı hatalar mı?

7 Şubat 2010 Pazar

nasıl geçti habersiz

evet nasıl geçti, hiç bir şey anlamadan bir haftasonu, bir pazar, bir ocak hepsi geçti...
ömürden bir gün daha geçti...
her geçen günün ardından yaklaşılan bir sınav, yaklaşılan bir bahar, bir yaz tatili
ve yaklaşılan hedefler, yaklaşılan istekler var...
tabiii bunların hepsi için gerekli biraz çaba...

5 Şubat 2010 Cuma

rüzgar

hayat bir süredir beni bir yerlere çekmeye çalışıyor.
zaman zaman yapmam gerkeken şeyleri bir şekilde hatırlarıyor bana garip bir şekilde...
ama ben inatla yapmıyorum sanki...
akıntıya karşı ters yüzüyorum...
rüzgarı karşıma alıp ona doğru yürüyorum...
bana gönderdiği ip uçlarını neden değerlendirmiyorum bilemiyorum.
çok bezginim...
çok tembelim....(ama sadece bu konuda)
canım yapmak istemiyor ondan olabilir mi?
offfff offfffffff
p.s: bu aralar canım hiç işe gelmek istemiyorum. arada şöyle işle ilgili mola hakkımız olsa

3 Şubat 2010 Çarşamba

denge

bu dengemidir, dengesizlik mi?
bakıyorum, susuyorum, gözlüyorum, anlıyorum
üzülüyorum,sinirleniyorum.
bir varmış, bir yokmuş.
insanlar bir iyilik yapmış unutmamış, yaptığı iyiliği anlatmış...
söylemiş. oda yetmemiş iyilik yaptığı kişinin gözüne sokmuş...
insanlar bir kötülük yapmış, önce biraz utanmış,
sonra aman demiş, sonra ne olacak demiş, sonra onuda yapmaya alışmış...
insanlar kazık yemiş...
sinirlenmiş, kızmış, söylenmiş, içini kemirmiş..
unuttum sanmış, unutmamış, kemirmeye devam etmiş...
sonra bir gün bir puntuna getirmiş...
kusmuş içindekileri...
çelme takıp, rahatlamış... bakmışki cebindekileri boşaltınca rahatlamış...
insanlar bir bakmış...
bir cebinde yaptığı iyilikler, her yaptığı iyiliği cebinde biriktirmiş...
diğer cebinde ise yediği kazıklar karşılığında attığı kazıkları biriktirmiş.
insanlar biriktirir olmuş, insanlar kinci olmuş, çıkarcı olmuş...
ceplerinde biriktirdikleri ağılık yapar olmuş...
dengemi? hep bir cebindekiler ağır basar olmuşşş...
onlarda kin , nefret, öfke, çıkar, bencillik...
bu yüzdende insanların bir cebi hep boş kalmış...
bu insanlar mutlu olabilmiş mi??
onlara sormak lazım...

1 Şubat 2010 Pazartesi

susssss.....

her anahtar her kilidi açar mı?
her tatlı dil yılanı deliğinden çıkarırmı?

keşke hayatta bunlar kadar sade, bunlar kadar sevimli ve doğal olsa...
yarın yine kar geliyor...
canım kaç gündür nergis ve kestane istiyor...
bir yanım kalk gidelim derken diğer yanım ... yeme otur diyor...
bu ikilem devam ederken, yazarken duygularım dile gelmiyor...

geçtiiii

yoğun ve koşturmaca dolu haftasonu beni yordu...
düğündü, misafirdi, boyamaydı,
yemekdi, çamaşırdı,
derken...
birde bu akşam yeni evli bir arkadaşa gidileceğinden
ona yaptığım şeyler derken...
yoruldum...
uykum var uyumak istiyorum.
bu hafta içininde yoğun olması ve bunu düşünmekde dahada yoruyor beniiii.
bu akşam yokuz,
çarşamba misafirim var.
salı hazırlık...
bu aralar canım pek yazmak istemiyor...

29 Ocak 2010 Cuma

tunik boyama


fimolarımı sipariş verdim. bian önce gelsin. biran önce yapmak istiyorummmm..

26 Ocak 2010 Salı

boyama



bu aralar takdım boyamaya...
ahşap kumaş derken yakında elimde fırça önüme gelen her şeyi boyayacağım.
eee hava soğuk, evden dışarı çıkmak istemiyor insanın canı...
bende önce aşaplarımı, sonra ne zamandır bekleyen tuniğimi boyadım yakında fotosu gelecek.
yeni ahşap malzemelerim gelirse birde netten fimo hamuru siparişi verirsem,çünkü burada bulunmuyor, yakında yeni boyamalara başlayabilirim.
tabiii yeni malzemeler gelinceye kadar öncelikle seramik,cam boyamayıda öğrenirsem onları boyamakla devam edebilirim.

23 Ocak 2010 Cumartesi

kar ve özlem


dışarısı buz gibi...
kar gene nazlı yağsam mı?
yağmasam mı?
biraz benim ruhum gibi
yapsam mı? yapmasam mı?
bu soğukda klasik cumartesi pazarını yaparken dondum...
allah evi olmayanlara yardım etsin.
uzun zamandır var bu içimdeki özlem...
canım dostlarımı özledim.
hayat ne garip bir dönem onsuz 1 gün bile geçirmediğiniz insanlar...
şimdi zaklardalar...
hep yanınınzda olduklarını,hep akıllarında olduğunuzu biliyorsunuz ama...
şöyle bir düşününce
ne zamandır?
gecenin bir yarılarına kadar oturup muhabbet etmemişiz?
ne zamandır, yüzyüze görüşememişiz?
ANLATACAK, KONUŞACAK, PAYLAŞAK o kadar çok şey birikmiş ki...
şu bahar gelsede, bahar turlarına başlasakda görüşsek sevdiklerimle...
seni özledim handanım, doğacım o kadar büyümüş ki...
ben sadece fotolarından görebiliyorum.
teyzesi doğayla vakit geçirmek istiyor...
seni özledim yasemincim.
seninle bir cafede oturup kahve içim konuşmayı...
geç saatlere kadar oyurup..
kahvaltı muhabbetlerini...
sizleri seviyorum.

20 Ocak 2010 Çarşamba

cümlenin içindekiler


içimde bazen öyle bir heyecan oluyor ki,
göğsümün içinde bir kelebek pır pır ardından o kelebek uçup kaçamayıp sanki bir file dönüşüp midemin tam ortasına oturuyor...
işte hala bunları hissetmek çok güzelll...
hala heyecanlanmak, hala hissetmek kelimeleri
vurgulaya vurgulaya konuşmak, tam üstüne basmak..
hakkını vermek, konuşurken duyguyu ve çoşkuyu verip,
dinletmek ve seyretmek...
artık duygularda mı yitiriliyor, sanki duygu fakiri olmuşuz...
kimseye belli edilmeyen duygulara
sadece tv karşısında bir şeyler izlerken, etrafda yabancı yokken tepki verebilir.
ağlayabilir olmuşuz sanki
artık konuşurken daha uzun cümleler kuruyoruz sankiii..
ama bu cümlelerin içindeki kelimelerin anlamları havada;
ne duygu var içinde nede bir his...
bu yüzden uzun cümleler kurulsada,
ağırlığı olmayan hiç bir şey anlaşılmayan,
kafada sadece soru işaret yaratan cümleler!!!
hatta bazen bu dumur halindende çıkmışız,
kelimeler bizi dumura uğratmıyor anlamadığımız için...
öylesine söylenmiş sözler topluluğu diye bakılıyor...
zaman geçsin, diye edilen muhabbetlerin sonunda
çıkarılacak ne bir ders, ne bir sonuç var ortada...
koskoca bir boşlukdan başka

19 Ocak 2010 Salı

kırmızı

kırmızıya taktığım günlerden birindeyim. yine büyük bir tutkuyla bağlandım. her yerde kırmızı görmek istiyorum. tırnaklarımda, dudaklarımda, üstümde , başımda...

yine bir yorgunluk çöktü üstüme sabahları kafamı kaldıramıyorum. hele ki bu sabah gördüğüm rüyadan sonra... bütün gece ağladım sanırım...rüyamda...
öyle etkilenmişim ki...
rüyamda annem ölüyormuş...allah uzun ömürler versin..
nasıl zor bir durum hala kendime gelemedim. aklıma geldikçe uffff...
bu aralar elim yavaş, ruhum yavaş, hareketlerim, beynimin algılayışı yavaş...
ağır bir tosbaaa gibi hissediyorum kendimi...
kiloda almışım. bu klasik kış için aldığım kilolardan mı?
yoksa kullandığım ilaçdanmı alınan kilo anlayamadım. ama ağır ağır şiştiğimi hissediyorum.
kendime bir taç yaptım...
cd'liğimi ve şaraplığımı boyadım.
tabiki kırmızı-siyaha....
en kat verniğide attıkdan sonra fotosunu koyacağım...
tabiii daha süslenmeleride lazım...

18 Ocak 2010 Pazartesi

başlamak


hani eskilerden bie söz var ya...
başlamak...
başlamak bitirmenin yarıdır diye...
işte benim için bu söz eskilerde kalmış...
eskiden bir şeye başladımmı?
bitirmeden başından ayrılmazmışım!
ya şimdi ne oldu,
şimdi neden böyle...
şimdi başladığım şey başladığımla kalıyor artık...
tabiki herşey konusunda değil.
yapmak zorunda olduğum ve yapmakda çokda isdekli olmadığım şeylerde
bu böyle, başladım, biraz ilerledim.
işte takıldım kaldım.
işte artık başlamak, başlanılanın yarım kaldığı anmış

barcelonaaaa


çok istesem....

çok istediğimi dünyaya böyle söylesem...

belki benim kocada buradan görür...

belki bir yolunu bulur izin alır süpriz yapar diye hayal kursam..

belki olur ...

hııı belli mi olur?

neden acaba burası, neden ispanyada başka bir ülke değil...
nedenini anlamadım ama mutlaka bir nedeni var...
biliyorum koca,sende istiyorsun...
ama şu stresin ve daha önemli olan diğer şeyleri halledersek inşallah temmuzdan sonra olur belki dimi??*

15 Ocak 2010 Cuma

sığınak


burası benim için bir sığınak...
kimi zaman güldüğümü, kimi zaman kızdığımı,
kimi zaman sevgimi, kimi zaman nefretimi (ama çabucak geçiveren) paylaştığım.
kimi zaman fırtınada kalan
kimi zaman yağmurun altında gezinen
kimi zamansa güneşte kedi gibi gerinen...
işte burası en mahrem, en derin, en gizli,bir o kadarda aleni
yazdığım, okuduğum, öğrendiğim yer...
burası beni mutlu eden benim mutlu etmek istediğim insanların olduğu yer...
bazen içimden geleni yazdığım,
bazen aklıma ne geliyorsa yazdığım,
bazen usandığım,
bazen çoştuğum
bazen se sustuğum...
işte burası ruhumun sığınağı...
sende eşlik edermisin bana?

14 Ocak 2010 Perşembe

kar




artık kar yağsın istiyorum...

bu geçenlerde yağıyordu , o yakaladığım görüntü...fotoyu bulunca ne kadar özlediğimi anladım...

tabii çocuklukdaki keyfi vermesede yinede güzelll.

ankarada neler yaptığımı bir türlü yazamadım.
pastacılık dünyası diye bir yer keşfettim. kendimi kaybettim. gezdim dolaştım, aldım..çıkamadım.
şeker hamuru aldım.
adam kurabiye kalıbı alacaktım ve bir kaç çeşit daha kalmamış.
yılbaşında herkez malzeme almış...
neyse yarın netten alayım bariiii..
ama neler var bir görseniz. ve o malzemelerle pasta yapmak o kadar kolaymış ki onu anladım.
bir merdanenin 60 Tl, büyük muffin silikon kalıplarının 24'lü 250Tl olduğunu görünce yuh oldum...
ama tabiki bu malzemeler pastaneler için, ama olsun yazık dedim pastanelere bu kadar pahalı olur mu?
eee tabi pastane,cafe açma isteği içini kavuran biri olarak gelecekde meslekdaşlarım olacak insanları savunma güdüsüyle hareket ettim tabiii...
edoşun doğumgünüe gittim...
özlemle görüştüm. aslında nasıl özlediğimi fark ettim..
fotoları sonra ekleyeceğim.

13 Ocak 2010 Çarşamba

çalışmak

bu yoğunlukta çalışmayı öyle özlemişim kii...
ne zamandır, işler var ama çok yoğun değil birde bana keyif veren iş değil...
bugun bütün gün masadan kalkmadan bilgisayar başında çok yoruldum ama çooook da keyif aldım..
hayat bazen birbirini aynı olunca yakındığım şeylerde, farklı zamanlarda olan, farklı yaşantılar fakat aynı insanlarla olan vakalar karşısında benim hissettiklerim hep aynı olunca ...
kendime kızıyorum, aynı şeylerden şikayet ediyorsan , neden düzeltmiyorsun, eğer düzeltemiyorsan, neden şikayet edip benim kafamın etini yiyorsun ey beyin...
bari keyif almaya çalış, şikayet etme o durumdan....
p.s : insanların istediği bir şeyi , sırf kendim istemiyorum diye yapmadığımda karşımdaki insanlar kırılmıyor...(bunu öğrenmem lazım değil mi?) kırılmazlar değil mi?**

11 Ocak 2010 Pazartesi

bir koşu gittim geldim

evet perşembe akşamı cuma günkü toplantı için ankara yolcusu olan ben...
bugun evimde olmakla beraber...
neler yaptım neler hepsini yazacağım.
hepinizi dolaşacağım.
ama önce şu ayağımın tozuyla,
toparlamam gereken , bir ev...
biraz işşş..
birazda kendim varımmm