26 Haziran 2010 Cumartesi

açan güneş

evet günlerdir yağan yağmurun tek suçlusu emre aydın mı? diye düşünür oldum.
yeter diyorum içimden, psikolojim açısından dur artık. kapalı hava ve çıkan montlar çoraplar ve kazaklar ile geçen 1 hafta...5 gündür misafir ağırlama...(üstelikk yatılı) artık yeter diyorum.
bugun sabah huzzurlu mutlu uyandım evimde... hava güneşli (aman nazar değmesin)...
yarın sabah 1 günlüğüne gebzeye geliyorum, hani bir yanımda dürtmüyor değil. hani istanbula bu kadar yaklaşmışken, kaçsammı diye... ama ziyaret edilecekler var... canım arkadaşımın yanına kaçacağım, offf konuşacaklar ne kadarda birikti, bir gece yetecek mi bilmiyorum.
bu arada bir yanımda buruk olacak. yarın tam olarak 1. yılımız. evet evlilik yıldönümümüz ama ben gebzede olacağım. bununla ilgili ayrıca yazacağım.
nice mutlu yıllara sevgili acısını sonra çıkartıcaz...
seni çok seviyorum...

21 Haziran 2010 Pazartesi

yorgun

başkalarının isteklerini yerine getirmekden...
başkalarının sorumluluklarını üstlenmekden...
kızıp kızıp söylenip durmakdan...
başkalarının rahatlığı kendinin gerginliği olmasından...
yorgun...
bir süre tatil istiyor.
sadece kendi istediklerini yapmak istiyor.
kumsalda kitap okumak...
kitaplar alındı...bekliyor...
şimdi sıra zamanın gelmesinde...

18 Haziran 2010 Cuma

değer

evet neden insanlara bu kadar değer veriyorum ki. insanların istekleri karşısında onları kırmamak adına onların isteklerini yapıp, kendi isteklerimden neden vazgeçiyorum. neden böyleyim. acaba tek çocuk olmamın bunda bir etkisi varmı?
bu yaşdan sonra bu değişebilir mi?
değişmez ise bunu bu bünye ne zamana kaldırır.
onların istediklerini yaptıkdan sonra içimde büyüyen bu öfke ve siniri nasıl bastırabilirim.
bu yaptığımdan dolayıda en çokda kendime kızıyorum.
bu kadar yaşanmışlığın üstüne eda facebookda yazmış, mevlana söylemiş:
İnsanları tanımak için tüm gücünüzü verin, ama tüm sevginizi vermeyin. çünkü onları tanımaya başladıkça verdiğiniz sevgiye acıyacaksınız...
işte önce kendimi diğer insanlardan daha çok sevmeyi öğrenmem gerekiyor.

16 Haziran 2010 Çarşamba

havalar güzel ben güzel

evet spor derken,rejim derken ama yapamazken, sporda bitti sayılır artık son hafta kendim evde yapıyorum. haftada 3 gün yürüyüş. offfluyorum nasıl zaman yaratırım diye yapmam gereken bir dolu şey var. nasıl yaparım. ders çalışmam lazım ama başına oturamıyorum oturduğum anda kalkıyorum. spor yapmam lazım, ama hemen erisin istiyotum şu göbek, zayıflayayım diyorum eski rsimlere bakıyorum. ama aynı şey yemek yerken olmuyor dur diyemiyorum.
yeşil çaya başladım. su içmeye başladım. biraz da dikkat.
neyse bugun kendime güzel aktiviteler yaptım. kendi kendime eğlendim. kes yapıştır...
acayip keyifliiii
tatil gelsin istiyorum artık biran önce...

15 Haziran 2010 Salı

uzak vede yakın vede karmaşık duygular

ne kadar garip kavramlar...
bir şeyi istemezsen uzaklar daha uzak, istersen ise uzaklar yakın oluveriyor.
ama sen istediğin halde orada olamıyorsan buna ne deniyor bilemiyorum.
havalar güzelleşti burada sonunda dün yağan fındık büyüklüğündeki dolu ardından ağaçların dallarını koparan yağmur ve fırtınadan sonra açan güneşe ne demeli bilmiyorum.
bazen insan istekleri konusunda inatçımı olmalı hatta başına buyruk vede umursamaz.
bazen kimseyi düşünmeden mi yaşamalıyım diyorum. zaten ileride düşünmek zorunda olduğum birşeyler olacak. işte yukarıda anlattığım karmaşıklıkdaki hava sanırım benim hisleride etkiledi.
bu yazıda tabiki karmaşık bir hal aldı biliyorum ama şuanki ruh halim böyle...
kafam dağınık, evim dağınık, ofisde masam dağınık, hatta masaüstüm dağınık...
işte böyle zamanlarda en çok sevdiğim, elime bir büyük boy kase ile aldığım dondurma yada meyve ile tvnin karşısına geçip, boş boş tvye bakıp biraz daha dağılmak istiyorum.
p.s: işten yasaklı siteler arasına giren blogspot nedeniyle yazı yazmak istediğim an yazamayınca bana gelen yazma isteğini anlatama. bu arada açılan bir iki site var sadece onlara bakabiliyorum.

10 Haziran 2010 Perşembe

yağmurdan kaçarken doluya tutulmak...

evet birazdan yazacklarım gerçek...
tatil planları yapıldı,rezervasyon yapıldı.2 çift olarak 17 temmuzda tatile gidiyoruz.(buraya kadar herşey süper). daha sonra bunu öğrenen çokda samimi olmadığımız bir başka çiftten bayan olanı 2 gün önce telefon edip bende sizinle gelsem olur mu diyor,diğer çifte. (eee nerden çıktı diyorum ama iyi diyorum ne yapalım) . konuşuyoruz, tamam diyoruz diğer çiftle gelsinler!!!sonra öğreniyoruz ki gelsinler değil, yalnız geliyor o bayan!!! gene geçiştiriyoruz. ertesi gün öğreniyoruz ki o bayan yalnız değil, kendi kardeşi ve kardeşinin nişanlısı geliyormuş ve biz bunu başkalarından öğreniyoruz. nasıl yani diyorum, diyoruz. anlayamıyoruz. plan yapan biziz, plana sonradan dahil olan kendisi ve onunla beraber gelen bir sürü kişi daha...eee başka yere gidin o zaman hayır yok. illa aynı yer, aynı zaman...
hayır ben insanların bu rahatlığını, bencilliğini, saygısızlığını anlamıyorum. neden insan bir zahmet ya benim gelemde bir sakınca var mı?, kardeşimin gelmesinde bir sakınca varmı? hatta onun nişanlısının gelmesinde bir sakınca varmı demez. kardeşim şuradan gezmeye başka bir şehire gitmiyorsun ki. tatile dinlenmeye gidiyorsun. gitmeden şimdiden gerildik kısacası

9 Haziran 2010 Çarşamba

üzgün ve çaresiz

evet uzun zamandır biliyorumki canı sıkkın. yaşadıkları ağır geliyor.
evet uzun zamandır diyorum,çünkü neredeyse 3 ay oldu, 10 senedir mutlu mesut giden bir evliliğin üstünde 3 aydır karabulut dolaşıyor. 10 senedir iyianlaşan birbirlerini anlayan 2 insan, birden ne olduda böyle duyguları, hisleri birden değiştide, birbirlerini anlamaz oldular. en son yüzyüze konuştuğumuzda bir şeyler düzelicek gibiydi.
ama şimdi yine aynı durum, dönüp dolaşıp aynı yere varıyorlar. insanlar birbirini kırdıktan sonra toparlaması ne kadar zormuş, unutması, hiçbir şey yokmuş gibi davranması...işte başarmaya çalışıyorlar ama bir yerlerde yanlış var. yanında olamıyorum. canım arkadaşım benden uzakda, kırılıyorum, parçalanıyorum yazıyor, ben ancak telefonla ona destek olmaya çalışıyorum.
insanlar birbilerini çok seviyorlar, bazen acaba sevgi insana zarar mı veriyor. kıskançlık, heleki 10 senenin sonunda kendini yetiştirip, geliştirmiş ve bir yerlere gelmiş bir insan takdir, destek beklerken karşısında kıskançlık gördüğünde neler neler hissedebiliyor...
işte hayat ne kadar karmaşık, 10 sene önce iyi günde kötü günde diye sözleşip başlanılan bir hayat...10 senedir güvendiğin ve herşeyin olan insanın artık sana güvenmemesi karşısında yıkılan bir kadın.5 yaşındaki bir çocuk...
seni çok seviyorum canım arkadaşım umuyorum en kısa zamanda düzelicek. umarım en kısa zamanda herşeyi unutup hiçbirşey yokmuş gibi devam edersiniz.
sen çok güçlüsün biliyorum. yaşadıkların karşısında bile hala böyle dimdik ayakdaysan ve hala çabalayabiliyorsan, bu içindeki sevgiden, ilişkinize verdiğin önemden.
sen çok mutlu, güzel olan şeyleri hak ediyorsun. sonundada bunlara kavuşacaksın, belki biraz yıpranmış, kırılmış, dökülmüş ama hayat zaten bir varmış bir yokmuş....
p.s: yanında olabilmeyi o kadar çok isterdimki, daha doğrusu senin burada olmanı bir süre bazı şeylerden uzaklaşmanı ihtiyacın olan şey bu...
gelmeni bekliyorum,dönüşte herşeyin çok daha iyi olacağını ümit ederek

6 Haziran 2010 Pazar

zaman yetmez

zaman yetmez di , iyice yetmez oldu. hani günler uzamıştı. yok yok hiç bir fark yok.
zaten havanında kışdan bir farkı yok. gök gürültüsü yağmur...
ne zaman gelecek bu yaz anlamadım.
2 gündür çektiğim bu baş belası baş ağrısınıda yazmak istiyorum.
hayatım boyunca hiç başım ağrımadı diyebilirim. hayır ağrıdı ama ben inatla hiç ilaç almadım. tabiii bu iki gündür yine almadım ilaç, ama ne bu ağrı var kafada, onu geçtim( direnç var acıya karşı, acı bibere olduğu gibi) ama yürürken bir beyin sulanması gibi beyin çalkalanıyor kafatasında ve ne müthiş bir ağrı,hele kafamı aşağı eydimi...sanki beynim akacak. neyseki bu saatlerde ağrı hafifledi biraz.
birde cumadan bahsetmek istiyorum. herşey beklediğim, içime doğan o hissle başladı. güzel haber almak için aradım. hiççç kötü niyetim yokdu.
ama konuşmanın sonu beni üzdü, eminim canım dostumuda üzdü.
ama onu hiç üzmek istemem, onun üzülmesini hiç istemem.
üzülme canım dostum, herşeyde bir hayır, herşeyin bir zamanı var.
seni üzdüysem, istemeden de olsa, bağışla...

1 Haziran 2010 Salı

bir nefesde yapasım var

hani bazen hiçbir şey yapmadan yorulursun ya, işte öyleyim!
hani bedenen yorgunluk değil, kafanda yapman gerekenler vardır, ama bir yere oturtamamışsındır. bu yüzden ne vazgeçebilirsin nede yapabilirsin. işte sallantıda kalanlar.
yapamadıklarım kafamı yoruyor. hiç bir şey yapmayıpda nasıl yoruluyorum bilmiyorum.kendime kızıyorum, yap o zaman diyorum ama canım iistemiyor. canımın istediklerinide yapamıyorum bu yüzden, sanki kendimi cezalandırıyorum.
oysaki to do list aldı başını gidiyor.
düzenleyemdiğim bir balkon var, bu yaz sefa yapmak istediğim.
ufak ufak yapılacaklar var. ayakkabı kutuları düzenlenecek bir fırsatta kışlıklar arkalara yazlıklar öne...
dağa,kıra, çimene yayılmak istiyorum....
mangal yakıp piknik yapmak...
özlenen dostlar var kapıları çalınıp, uzun kahvaltı sohbetleri var...
bir istanbul yapasım var, hamarat atölyeye gidip bunca zamandır beklediğim o anı yaşayasım var.
eminönü, pazarlardan kurdela toplayasım var...
domates,biberle toprakla oyanayasım var,elektriğimi atasım var.
şu içimdeki yeme isteğini törpüleyesim var :))))
şu göbeğimden ve fazlalık olan kilolardan kurtulasım var.
deniz kenarında kuma oturup uzun uzun denizi izleyesim var.
içime güneşi kaçırasım var.
şu bünyede olmayan iradeyi bir yerlerde bulup yutasım var...

31 Mayıs 2010 Pazartesi

günlerrrr geçsede

mojito sefası...
pasta yapsamda yemem! rejimdeyim.
ufak bir hastalık geçirsemde hala spora devam...pilates son hızla devam..
günler geçsede, geri sayıma az kalsada dileklerim hep bir şey için...
bekliyorum. sabırsızlıkla...
dün haaa unutmadan dünden bahsedeyim.
dün biri kız, biri erkek 2 çocuk, 1,5 yaşında...
ikiside birbirinden tatlı...tam 2 saat geçirdim.
istedim mi evet.
özendim mi oda evet.
bir yanım ister diğer yanım korkar sorumluluktan...
ne zamana kadar bilmem...

26 Mayıs 2010 Çarşamba

uçuk

öncelikle yasemin bir daha bana uçuk deme sen sorduğunda ertesi gün uçuk çıkıyor.
ateş sonrası hastalık dışa uçukla vurdu. şuan dudağımda 7 tane minik baloncuklu uçuk var.
hastalığı unutup onlarla uğraşıyorum.
offfff offfff bugün artık çok sıkıldım. hem hastalıktan, hemde halsizlikten.
ağzımın içinde kabaran damağımdan yemek yiyemiyorum. yediklerimin tadını alamıyorum.
neyse yarın işe başlıyorum. 2 seferdir gidemediğim spor içime dert oldu.
inşallah yarına güzel hava ile birlikte işe başlayıp kendime gelmeyi diliyorum.

25 Mayıs 2010 Salı

hastayım hasta canım ister pasta

evet afyon macerası kötü geçti. buz gibi dondurucu soğuk ve sürekli titrer vaziyete geçirdiğim günün ardından buzlu mojito partisi ile günün ilk ışıklarının ardından, öğlen saat 1 itibariyle kafamın yataktan kalkmaması ile başlayıp birşeyler yemeye çalışıp, etipden paçalar koparılıyor hissiyle beraber, bademciklerin çaldığı davul hissi...biraraya gelince tekrar yatak, akşamki buzları eritebilmek adına vücudun yarattığı ateş üzerine, ilaç içilip terleme aşamasından sonra tutulan hastane yolu,ölçülen ateş 39,5 derece...
verilen bünyeye alınan ilk serum...
serumun etkisi ile düşen ateş ve seruma duyulan minnettarlık...
serum sayesinde rahat geçen bir gece sabah davul çalmaya devam eden bademcikler olmuş birer pamuk tarlası....
sabah gidilen hastane yapılan tahlillerden sonra verilen 10 tane iğne ile ilaçlar...
çocukluğumda bu kadar bademcik sorunu yaşamayan ben bu yaşımdan sonra bademcik yüzünden yediğim iğneler sonucu aldırıp kurtulsammı bademcikleri diye düşünüp iğne yiyen bennn...
hava güneş açtı ben hasta evde camdan dışarı bakıyorum. dışarı çıkması yasak,annesi tarafından cezalandırılmışda, arkadaşları dışarıdan çınar pabucu yarım çık dışarıya oynayalım, diyor hissiyle camdan dışarı bakan yine ben...
bu bana yapılır mı şimdi!!!

21 Mayıs 2010 Cuma

keyf

evet kaç haftadır sayfaları geziyorum çok fazla yazı yok, ne oldu diyorum böyle yaz geldi herkez kendini dışarılara attı. havalar kapanıncamı nedir yazılar gelmeye başlamış. bendede keyfler..
okuyorum. bir yanımda kahve diğer yanımda erik çok kötü bir ikili ama ne yapayım.
şuan ki keyfimi hiç bir şey bozmasın.
yarın sabah afyona yolculuk, bir koşu gidip dönücez...
afyona gitmişken rejimi bozmanın bir sakıncası yok sanırım.
kaymaklı ekmek kadayıfı yemeden gelinir mi?
hava kapalı da olsa benim keyfimi bozmasın.
hepinize mutlu haftasonlarııı...
haftaya bol güneşli hava birazcıkda zihin açıklığı istiyorummm

20 Mayıs 2010 Perşembe

mercimek köfte

rejime ve spora başladım ya...
canım her şeyi çeker oldu. günlerdir mercimek köfte istiyor.
bugun yorgunluğa rağmen üşenmedim. yaptım.
bir salaklaştım mı ne?
okudukça, aklımda kalmıyor bir şeyler, zaten ders çalışmak mı? yok geçmiş benden,
yazarak çalışayım diyorum, insan bakarak yazıyor ama aklımda başka şeyler.
konsantre sorunu yaşıyorum.
umarım çözülür.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

sinir katsayısı

sinir katsayısı nedir ki?
sinir diye bir olay ne ki?
sabır nasıl öğrenilir ki?
sinir harbi yaşıyorum. neden etrafdaki insanlar ve rahatlıklarıııı
ben neden rahat olamıyorum pekiii.
etrafımdakiler bu rahatlıkla kendi hayatlarını yaşarken.
ben hep bir şeyleri kaçırmamak(kendi istediklerimi yapmak, birde kimseyi kırmamak için) neden uğraşıyorum ki, onlar bunun için ne kadar uğraşıyor ki!
neyse ben şimdilik, kendim için yapacaklarımı yapayım.
sonrada spora gideyim beni en çok rahatlatan bu sanırım.,

17 Mayıs 2010 Pazartesi

rejim ve misafir

evet rejim devam, bugun sporada başladım.
resmen dizlerim titredi. o neydi öyleee sanki finishe 150 m. kalmışta benim dil dışarıda koşmaya çalışıyorum. ayağım takılıp düşüyorum.offfff neyse ilk gün bu kadar olur diyorum koşarak eve gelip.
yarın gelecek misafir için hazırlıklara başlıyorum.
insana yarın misafir gelecek olupda daha ne yapacağına karar vermemiş olur mu???
olur, bal gibi oluyormuş.
elimde yemek kitabı bir yanda internet ne yapsam diye aranıyorum. offff tam bir hamarat divayım diyorum içimden. spordan gelmiş dizler titrer. banyodan çıkmış. saçlar ıslak. bir yandan kremayı karıştırıp diğer yandan yumurtanın sarıları ile aklarıyla uğraşıyorum. daha önce okuyanlar bilir. (ama öğrendim yapabiliyorum artık).insan böyle zamanlarda 4 eli ve karar mekanizmasının hızlı çalışmasını haaaa birde evinin yan tarafında market olsun istiyor. onu yapsam şu eksik. tabiii burada koca devreye giriyor.
üstelik birde akşama ezel var...
nerden yarına çağırdım misafiri sesleri yükselirken içimden.
neyseki 2 tanesi hazır. 2 tanesininde yarısı hazır.
ama olrmu 4 tane şey yetmez. neyse karar verildi. 2 taneside en azından aklımda...
ama ben salata özürlüyüm. ne yapılır şimdi böreklerin yanına salata bir bilen varsa yardım etsin...
şimdilik ben kaçar...

16 Mayıs 2010 Pazar

neler neler

evet geçen zaman koşturmaca yetişmece..
temizlik, misafir derken...
alınan kilolar bir yandan rejim ve spor zamanını kaçırmışım.
evet 1,5 haftadır başladım. az ve sağlıklı yiyorum.
mekik hareketleri ile köbekde toplanmış yağları eritme çalışması..
yarından itibarende spor salonu...
evet bakalım hedef 5 kilo adım adım başarıları yazacağım.,
dün yağmurlu bir havadan sonra artık güneş açtı.,
tatil çeker canım gezip tozmak ister bu gönül.
az kaldı diyorum sabrediyorum son 2 ay...

13 Mayıs 2010 Perşembe

yaşam

yaşananlar, çabucak ama bir o kadar dolu, bi okadar boş geçen zaman.
kırgınlıklar, mutluluklar...
özlemler, özlenilen eski muhabbetlerin yerini kısa bir süreliğine yapılan konuşmalar.
dostlardan gelen güzel mesajlar, paylaşımın azlığına rağmen onun sevgisini kalbinde hissetme...
bir doğumgününde yanında olamama, bir dostun kızının(yeğenini) 1 yaşına kadar 1 kere görebilme...öpüp koklayamadan 1 yaşına gelmesi...
hayat ve yaşamlar ve bir araya gelinmek isteyip hep bir yolunu bulup plan yapmaya çalışmak...
hayatı yakalamk bir ucundan tutup bırakmamak.
işte bütün bunlar olurken, ayağını uzatıp elinde mohito güzüne giren güneş, karşında ve tepende maviii...buda özlenenler arasında...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

gelişmeler

dün anneler günüydü... annemlerle beraber eskişehire gittik.
bütün gün gezdik dolaştık. annelere hediyeler aldık.
özlemişim eskişehiri...
bide cumartesi günü 3 saat boyunca uğraştığımız limon reçeli maceramız var, onu sonra anlatırım.
evet asıl konu şuan yeni bilgisayarımla yazıyorum.,yeni şeyler heyecanlandırıyor insanı...
doğumgünü hediyem biraz değil baya erken geldi...
işte miniminacık kırmızı bilgisayarımla sizlere daha çok ulaşmak...
daha çok yazı yazmak dileğiyle...

6 Mayıs 2010 Perşembe

hıdırellez

günlerdir yorgunluk koşturma...
içimden yazmakda gelmiyordu...
sınav kötü geçti...1. haber bu: çalışmadan olmuyor tabiii..
hayat sınavlardan ibaret geçip gidiyor...
1 haftay geçti sırtım ve boynum tutuk...
sanırım kuluç vardı...yavaş yavaş geçiyor ama nasıl bir tutulmadır. denemedik kas gevşetici kalmadı. gevşemiyorum kardeşim.
eeee koca kış yediklerim kilo olarak dönünce rejime başladım. aynı zamanda hafif bir spor...
şimdilik evde kendim yapıyorum ama pazartesi yoğunlaşacak.karıncalarla mücadele giderek azalsada hala devam...
dün keşke karıncalarla ilgilide bir dilek mi yazsaydım acaba :)
dün dilekler yazıldı. ağaca asıldı. sabah erkenden alındı. yaşadığımız yer malum deniz olmayınca kocaçaya atıldı..
tüm dileklerin hemde herkezin dileklerinin kabul olması dileğiyle...
bakıyorum bütün bloglarda ahırkapı...
çok özendim ve merak ettim. bakdım acayip özendim.
seneye diyelim artık..
hıdır baba hızır gibi yetişsin ve dileklerimiz gerçekleşsin.
bu arada hava fena bastırdı. içim deniz, kum, güneş istiyor...
not: yarın gece annemler geliyor.... :))))